‘Atmak değil, sahada tutmaktır hakemlik’ dendi bizlere. Çok doğru. ‘Bu sakın atma anlamında’ değil tabi ki de. Oynamak isteyeni oynatacaksın, oynamadığı gibi oynatmak istemeyene de kırmızı kart göstereceksin, ihraç edeceksin, sahadan atacaksın, duşa göndereceksin, postalayacaksın. Tanımlaması böyle. ‘Sıkıysa at da göreyim’ diyeni de çıkar. Böylesini atmak büyük bir haz taşır oysa. Genelde ev sahibi takımın oyuncuları bu cüreti kendinde bulur. Cesaret, özgüven, delikanlılık değil bunun adı. Sadece spora yakışmayan lakırtı.
Siz görmezsiniz ama hakem odasına gelip, bir el ayak öpmediği kalır. Veya şiddete başvurur, ikisi de aynı kapıya çıkar. Sarı ve kırmızı kartlar farklı cebe konur. Kimi ön üst, kimi arka kimi de yan ceplere koyar. Arka cepten çıkarmak pek tahrik edicidir. Yandan olanı ise artistiktir, magazinseldir. Yerlerini de zırt pırt değiştirmek son derece sakıncalıdır.
Kafa karışır, ilk maçta nasıl başlarsan öyle gider.
Solda sarı, sağda kırmızı ile çıktım. Her iki kolla da gösterebilirsin. Herkes insan sahada, spor insan oyunu yani. Kuralı vardır. Yakışır şekilde göstereceksin.
Döver gibi değil. ‘Affedersin’ gibi kibarcık da olmaz. Asla ayağına çağırmayacaksın. Bir kolla gösterirken, diğer kolun parmaklarıyla ‘Evet evet sen’ der gibi de teşhir ve de tahrik etmeyeceksin. Nasıl olsa o kendini biliyor, herkes de gördü. Zaten sahadan çıkarken de görülecek. İlla numarası kafa eğilip yazılacak. Yanlış, hatalı. Baksana sağına soluna, neler oluyor.
Aklında tut mesela, yardımcıların yazsın. Oyun durduğunda iki saniyede yazarsın, zamandan yemezsin. Sırt dönülmez. Dik dik yan yan da bakılmaz, kısa süre göz göze gel, yeter. Gösterirken de dik dur, eğilme bükülme. Yoksa, tereddütlü derler. İnandırmak zorunda değilsin. İnsan psikolojisi hatta sürü psikolojisi, empati, saygı.
Evet saygı, evine giren hırsız değil o, kural da nizami yeri olmayan hareketi yaptı o kadar. İkinci yarıya çıkarken saatsiz çıktım, elimi yüzümü yıkadığım için itiraf ediyorum, aynada kalmış. Ne yapacaksın. Çaktırmadan yardımcılara işaret yeter.
Zaten uğultular filan başlar, mutlaka zamanı hatırlatan çıkar. Parmakla işareti aldın mı, bitirme başla izin de tamam. Maçı bitirirsin, hak da yemezsin. Gözlemci anlar, tam zamanı der. Kartlarımı oda da filan unutmadım, hiçbir zaman. Topuktan saç teline kadar, malzemelerini, yırtık sökük var mı, saç baş kontrol etmek gerek. 2 dakikayı geçmez, sesli yap ki. Yardımcıların da kontrol etsin. Bırakın kartı filan, tozluksuz çıkan bile oldu da.
İşte bu kontroller bireysel, dayanışma olarak Eksikler tamamlanır. Akşam ne yediğini unut ama.
Düdük ve sarı ile kırmızı kartlarını cebine koyduğunu kontrol etmeden sahaya çıkma, çıkılmaz. Sarı ve kırmızı kartlar öyledir ki. Tam zamanında çıkartacaksın ki, hakem dilinde ‘maçı avucunun içine aldın’ denir. Futbolcuya kaptırmayacaksın, o zaman yedeği sahne alacak. Bizde pek olmaz da suç ve cezası.
Kırmızı kart gördü, kafa atacağı an meselesi yumruklar sıkılı. Teknik Direktör Paulo Fonseca 9 ay ceza aldı. Ya bir de uygulamaya geçseydi. Bizde olmaz, bu uygulama. Şimdinin yorumcusu hem de en iyi zamanında Deniz Ateş Bitnel hakemliği bıraktı, bıraktırıldı.
Semih Aktan, yardımcısı Gönül Karasakal’dan sarı kartı aldı. Kırmızıyı da almalıydı, o da unutulmuştur mutlaka. Ya lazım olsaydı.
Tom ile Jerry gibidir kartlar, biri olmadan diğeri olmaz. Eşref Kurban, antrenör Bekir Karayürek’e kırmızı kart gösterdi.
Sanki hazırlıklı gelmiş gibi şak diye kırmızı kartını çıkardı, Kurban’a gösterdi. Pek bir magazinsel oldu.
Kırmızı kart deyip geçmeyin. Bir zamanların Kolej Takımı, okumuş, ahlaklı takımı, kulübü, olgun, aydın insan Süleyman Sebalı Beşiktaş’ı, şimdi 5 kırmızı kartla maçı yarıda bitirtecekmiş. Şaşılası durum. 6’ya inince yarıda kalır. Bu kadar karta gerek yok, kuralları bilmiyorlar. Rahmetli Seba bilirdi, buna izin vermezdi.
Oluşmazdı bile böyle garip laflar. Tam zamanı ‘yerli olsun bizim olsun’ dense tarih yazılırdı. Rahmetli büyük başkan Seba, böyle derdi. ‘Yabancı gelmeyecek’ dendi, ama geldi, gitti. Şimdi de arefe günü, hoşgörü zamanı oynanacak adına derbi denen maç için de yabancı hakem nidaları yükseldi. ‘En büyük hayalim derbiyi kadın hakem yönetsin’ de denildi. Bu da olmayacak gibime geliyor.
Yabancı kısmı olursa bari, ünlü ülkemizde de final yöneten ‘Kadın’ yabancı hakem Stephanie Frappart gelsin, razıyım.
Bizim evladımız Gamze Pakkan da pekâlâ yönetirdi. Ama hamile olduğu için FİFA listesinden çıkarıldı. Hakları dondurulabilirdi. Hakem ‘Kırmızı’ gördü, ayıp oldu, yazık oldu.
O öyle bir karttır ki, bazen veya sık sık tam yerine denk gelmiyor, manzara koyuyoruz.
