Tıpkı Seyit Yıldırım’ın yazdığı sözlerde, şarkıdaki gibi. ‘Yok yok senin gibisi yok’, aynen öyle. ‘Yok yok İzmirlisi gibi yok’ yani.
‘İzmir’in lobisi yok’ dendi yıllarca.
Aslında kendi içimizde bu alemin kralı olanlar çıktı. Kimseler belli etmemeye çalıştılar. İçimize attık. Hakem camiasında da teknik adam camiasında böyle oldu.
Kreş çocukları gibi birbirlerini kıskananlar, ‘başarısız olsa da yerine geçsem ‘ diyenleri gördü, yaşadı bu vatandaş. Paçasından aşağıya çekenler de cabası. Hemen kızmayın, herkes değil tabi. Böyle davrananlar, bu tipler yerinde saydı. Yaramadı, yaramaz. Çünkü fesatlık oldu bunun adı, sporda olmaması gereken. Kendini geliştir, oku, düşün, uygula. Sabret, kulaklarını tam tıkama. Ondan sonra da yürü git, durma. Koşanlar da oldu.
Konumuz teknik adamlar, hakemler daha sonra. İlla şampiyonluk kupa değildir, başarılı olmak. Yetiştiricilik de gerek, yarınlara en güzel yatırım.
Eroğlu kardeşler de o da mevcut. İçine sindire sindire hazırlık yap, sabret, sonra zaten görev verilir. Sami Uğurlu, Çağdaş Atan, Yalçın Koşukavak ilk aklıma gelen, başarılı genç kardeşlerimden, hocalarımdan bazıları.
İzmirli ne de ola, gururla, onurla. Hele ki bir Hüseyin Eroğlu ile Halit Eroğlu kardeşler var ki. Uyum, sabır, hoşgörü ikilisi. Onları böyle görünce içim açılıyor, İzmirli olmak da böyle bir şey.
Taş yerinde ağırdır, güneş balçıkla sıvanmaz ne derseniz deyin. Hepsi çok yakışıyor. Futbolda istikrar, emin adımlar, aç gözlü olmamak, sabır böyle birşey olsa gerek. Hüseyin ile Halit hocalarım, kardeşlerim bizlere bunu yaşattılar, yaşatmaya da devam etsinler lütfen, rica ediyorum. Güzel günler göreceğiz, sahillerimizde turlar atacağız. Hayal, umut çok güzeldir Eroğlu kardeşlerin. Sımsıkı sarıldığı gibi.
Eroğlu kardeşler, göçmen çocuğu Çamdibili. Vatanını, bayrağını sevenlerden. Öncelikle hepimizin, herkesin, tüm Çamdibililerin olmak üzere, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun.
Güzergâh aynı dedik, sondan başladılar, diğerleri aynı sırayla. İzmir’de futbola, spora, oynamaya, antrenörlüğe, teknik adamlığa, teknik direktörlüğe başladılar. Bandırma ardından Samsun ve de Başkent’imiz Ankara ile şimdilik sonlanan heyecan dolu macera emin adımlarla.
İzmir’den Çamdibigücü ile Altınordu, Bandırmaspor, Samsunspor ile Gençlerbirliği. Lütfü Cihaner hocamın da emeği büyük Çamdibigücü’nde, 30 yıl öncesinden. Halit ile Hüseyin kardeşler, aynı takımda da forma giydiler. Temel sağlam yani. Teknik adamlık da oradan geliyor. Alt yapı ustası Lütfü hocam, antrenörlük sistem diziliş eğitimi de aldılar, çekirdekten. Şimdi o tohumlar, fide oldu, fidan oldu, ağaç oldu, koca koca ağaçlar orman oldu. Daim olması dileğiyle.
Altınordu’da her kategoride üst üste şampiyonluk serisi. Yaşadılar, yaşattılar. Ama ancak amma velakin 1.ligden süper lige çıkaramadılar içlerinde kaldı. Altınordu’nun çıkması istenmedi de ondan. Erken dendi. Sonra da Samsun’da, Başkent’te üst üste zaferler. Süper lig enteresan bir yer, çok hırs var, huzur yok. Anında kapıyı gösteriyor, üstelik aynı kişiler. Samsunspor’da erken bitti ve de Gençlerbirliği zaferi.
Bir yanım sürekli 1.lig takımlarını çalıştırmaya devam edin, şampiyon yapın, diyor. Diğer yanım süper lige yerleşik olun diyor. Böylesi bir ortam nasıl olur acaba?
Bambaşka yanım da Milli Takım diyor. Henüz erken mi bilemem ama. Oralara ekliyorum, hayal ediyorum. Her halinizle çok yakışır Eroğlu kardeşler, bizim çocuklar, İzmirli evlatlarımız. Her zaman en iyi yerlerde görmek istiyorum.
Yazdık vakitlice. Aforizma gibi ama neden olmasın. Göztepe’mize gelse mesela. Merhum, efsanemiz Adnan Süvari misali olsa, mesela coştursa. Avrupa’ya taşısa. Çok mu şey istiyorum. Çok da iyi niyetliyim de ondan. Her şey İzmir’im için, İzmirlim için. Hakkımız değil mi, söke söke alma zamanı geldi artık. Bu yoldan dönmek yok. İzmir’ime her şey çok güzel yakışır, zafere burada ulaşırız sonuçta.
Sonuç için de aile ortamı olması gerek, gürültüsüz, patırtısız, yaygarasız. Siz hiç genç ve başarılı teknik adam Hüseyin Eroğlu’nun, hakeme, yağmura, zemine, ona buna mazeret uydurduğunu gördünüz mü? Sonuç ortada, önce kendine bakıyor, sonra da kupaya…