Sporu her yönüyle, her branşıyla takip ediyorum.
Öyle de yapmak gerek, bu bir meziyet, ayrıcalık değil.
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.
Yorumları da okuyorum.
Çok cahilce, tek taraflı, adalet isterken, asıl adaletsizliği haksızlığı kendileri yapmadıktan ve de küfürlü olmadıktan sonra, başımın tacıdır.
Okurum, önem veririm.
Yapay zekâ ürünü mü yoksa bizzat gidilerek çekilmiş fotoğraf mı?
Doğal, anlık, canlı olduğunu sanıyorum, çok belli.
Foto muhabirinin, fotoğrafı çekenin adını da yazacaktım, bulamadım. Emek var sonuçta. İzmir menşeli internetteki, Son Kale haber portalındaki Karşıyaka haberinden, foto. 2.Lig’e yükselmek isteyen temsilcimizin, patlayıcı güç çalışmasından, depar sırasında çekilmiş.
Futbolcu olmak, sporcu kalabilmek hiç de kolay değil. Oturduğun yerden ahkam kesmesi, izlemesi kolay.
Gol atması o daha bir kolay, hem de çok. Hizada olmadan da ofsayt demek veya değil demek de büyük bir beceri işi. Hele ki kendi takımın ise, gel de doğruyu bul, yakala. Fotoğrafı görünce ilk aklıma gelen, ‘Offside, Ofsayt’ pozisyonu oldu.
Fotoğrafla ispat olmaz, pozisyon olarak. Fotoğrafa bakınca, hatta videoya bakınca karar vermesi zor, çok zor. Buradan bakınca, te karşıdaki hafif sakallı güler yüzlü arkadaş, önde görünüyor.
Değil mi? Öyle değil.
Olmaması gerek. Tam hizada değiliz ki. Bize en yakın olan, sporcu kardeşimin vücudunun ağırlık merkezinin tam hizasında olmak gerek, ofsayt veya ofsayt değil kararı verebilmek için. İp çeksen hepsinin tam ortasından geçer. Ayağının en büyük parmağı, elinin serçe parmağı önde, burnu hatta sakalı önde mesela. 1.95’lik santrafor ile, 1.60’lık sağ bekin elinin parmağı aynı büyüklükte olur mu hiç. Karışık olsun, rakipler böyle hizada.
Defans, hücum, orta saha hatta kaleci hiç fark etmez. Ofsayt olmaz, olmamalı. Hizada iken böyle, fotoğrafa baktığımız yerden değil. Oynat gitsin, futbol demek, şov demek, gol demek. Kurallar ikide bir bundan değişmiyor mu? Zaten futbol adı verilen spor dalı, niye var, neden var? Futbolcular için yok, hakemler için yok ki. Seyirci için var, kitleler için var, insanlar için var. Gol olsun, heyecan olsun diye var. Hatta 0-0 biten maçlarda, 1’er puan vermemek gerek. Gol yoksa puan da yok, verilmemeli. Bunu da değişme alınız, lütfen. ‘Ne ka köfte o ka ekmek’ misali. O, 12 santimlik kale çizgisini yerden ve havadan geçiren, ünlü de olur zengin de.
Ne diye engel olursunuz ki. Hem de kural koyucular, yüzünden. Yaman çelişki bu. Kural dedik, devam ediyoruz. Hakemsiz maç oynanır mı mesela. Oynansa da resmi olmaz, kayıtlara geçmez. En büyük tartışmalar, hakemin olmadığı maçlarda çıkar.
‘Çok biliyorsan sen de hakem ol’ demek geliyor içimden, ‘Senden geçse bile yakının hakem olsun’ diye de yazdım, yazıyorum yıllardır. Yazmaya da devam edeceğim. Fi tarihinde antrenör aday adayları için şarttı ‘3 orta 5 yan’. Hatta maçların normal süresinde bitmesi de şarttı, yarıda kalırsa, tatil olunca sayılmazdı. Hakem raporuyla ispatlanırdı. Ya şimdi, nerdee ?
Şimdi bırakın hakemliği düdük çalmayı bayrakla koşmayı filan, futbolu bilmeyenler antrenör oluyor, farkında mısınız?
Kim zarar görüyor, Türk futbolu, hepimiz. Göz zevki gidiyor. ‘Taç atışından ofsayt’ diye bağıranı bile var. İddia da ediyor, cahil cesareti. Farkında bile değil.
Oysa, maça çıksaydı, bilirdi, ne kadar çok saçmaladığını. Bu susmak, hak aramamak değil. Bilmektir, edeptir. Hatta şöyle bir önerim var, ‘Futbola başlayanlar dahil, her beş yılda bir, ‘3 kez hakem 5 kez de yardımcı hakemlik’ yapmayanların vize işlemi yapılmasın. O zaman sahalarımızda çiçekler açacak.
‘Ne alakası var’ dediğinizi duyar gibiyim. Ne oldu, hata yapmaktan mı korktunuz.
Korkmayın, korkmayın hatasız, kusursuz, mükemmel insan olmadığı gibi. Hakem de yoktur, futbolcu da yoktur, antrenör de yoktur. Herkes kendini mükemmel sanıyor da ondan bu hatalar.
‘Masum değiliz hiçbirimiz’, ‘Oyundur futbol, alt tarafı’, ‘Savaş, intikam, üstünlük ayarı çekme, ego, kompleks yeri de değildir.
Futbolcusuna muazzam paralar verenler, hatta o parayı kazananlar da dahil. Allah daha çok versin, gözümüz yok da.
Kuralları öğrenmek istemiyor, neden niye niçin ?
Son model arabası olanın, trafik kurallarını bilmemesi, öğrenmek istememesi gibi bir şey bu.
Tamam araban çok akıllı olabilir, ya karşındakinin az ise, o zaman ne olacak. Lambasız, yayasız, sinyalsiz araç, yol var mı? Taç atmasını bilmeyen, sözüm ona profesyoneller var. Bir de ‘Ben kaç yıldır oynuyorum biliyor musun’ deyiverirler pişkin pişkin. Şeklen biliyor olsan da. Eline topu alıp taç atışını kullanma o zaman, başkası atsın. Ya da öğren de gel. Bir taçtan bile öyle olaylar çıkıyor ki canlar yanıyor. Şaşmamak elde değil. Hem de orta sahadan, hatta kaleden bile görür. O yardımcı gelmiş maça.
Topun yerden ve de havadan tamamının geçmesi gerek.
Çizgiler sınırladığı alana dahildir. Topun yüzde 5’i, izdüşümü çizgi üzerinde ise, bağlı olduğu alana yani sahaya dahildir. Top dışarı çıkmamıştır, oyundadır, içeridedir. Taç değildir, oyna devam. Penaltı atışında da topun yuvarlağa temas etmesi yeterli. Tam daireye oturması gerekmiyor. Tıpkı köşe vuruşunda olduğu gibi. Koca koca adamlar, bunun için yaygara yaptı, topunla oynanan çocuklar gibi. Tam olarak bilmemek değil. İşlerine öyle geliyor. Ee tam olarak bilseler, böyle yapmazlar.
Yoruluyorlar haliyle, dinlenme payı da açıyorlar, kendilerine.
Maçın sonuna da ya ekleme ya da Çok oldu’ diye itiraz diyorlar, topluca oysa kaptan var sadece.
Zaman izafi bir kavram. Bir de seyirciyi forma aşkıyla aldatma bunun adı. ‘Bak takım için bizim için çalışıyor’ görüntü vermek, dedirtmek. Zahiri, harici, şovsal çabadır bunun adı. Tribünlere oynamak, mecazisi. Çok biliyorsan sesini çıkarma, videoya kaydet, gönder ispatla, maçın tekrarlansın.
Kuralı bilmekle olur. Kulaktan dolma, olmadık pozisyona kural hatası demiyorlar mı? Gel de üzülme. Hakem kursuna gitseler, öğrenseler, sahada yaşasalar.
Yok olmaz, rezil olmaktan korkuyorlar. Olmazsınız merak etmeyin.Öğrenince vezir olursunuz, işte o zaman imparator, kral, efsane olursunuz. Hiç bilenle, bilmeyen bir olur mu? Hani derler ya, ‘Gençler düşünebilse, yaşlılar yapabilse’ diye. İşte o günleri yaşıyorum tam olarak.
Bunca yılın tecrübesi, yaşanmışlıkları, öğrenmişlikleriyle. Şu an futbolcu olsam, gol kralı olurum, yıldız olurum, 5 maçımdan 1’i tekrarlanır. Çok koşmaya da gerek yok, top koşsun senin yerine. Defans uzun boylu, kaleci de. Havadan orta yapacağına, topu pis burun vur, yerden kaldırma. Yere kimse bakmaz, görmez. Ceza alanı karışır, karambol olur belki de gol olur. Bu değil mi amaç, hava dikiyorsun diye puan veriyorlar mı?
Offside ile bitirelim. Deplasmandasın, maç berabere gidiyor, yandan saati sor, mesela 2 dakika kalmış her şey dahil. Defansa çekilmişsinizdir, kapanmıştır takımın zaten. Sol ayaklı, sol bekin, kendi yarı alanından, orta çizginin kendi koruduğunun kalenin olduğu taraftan, sağa doğru vursun.
Sen de kendi yarı alanındasın topa vurulduğu an. Süratine, kondisyonuna güveniyorsan, kendine iyi bakıp bitmediysen.
Fırla, yaşın da 25. Top gelesiye kadar 10 metre fark atarsın, en yakın rakibine.
Yetişme çabası olmadan, 3 saniye orda yersin, hemen ‘eller kollar havaya kalkar’ en az üçü tarafından’. Kaleciyle karşı karşıyasın, vee gooll.
At artık, ben mi atacağım.
Ofsayt yok, nizami gol, kural hatası da hakem hatası da yok. Bilirsen atarsın, ha yan hakem kaldırırsa da bildiğin için kuralı, VAR’a da götürürsün, VAR yoksa da hakem de o yürek varsa, oynatır, gol olur. Bunun için değil mi bu kadar çaba.
Niye oynuyorsunuz peki?
Bil de oyna, inanın çok zevkli, haz alırsınız.
Tersini düşünmek bile istemiyorum, iyi haftalar iyi maçlar iyi seyirler olsun.
Kafana göre değil, kuralla, kuralına göre, hakla ve de adaletle…

Tşk