Adının konabileceği statta vefa olurdu!
Hayat bu, yaşam bu. Geldik, gidiyoruz gideceğiz de. Garanti, cepte. Gitmeyen de yok ki. Er veya geç ne eksik ne fazla. Takdir-i ilahi, mukadderat, Yüce Yaratan bilir. Doğarken soran olmadığı gibi, veda zamanı gelince yaklaşınca, ‘Gel bekliyoruz’ diyen de çıkmaz. Her an, her şey olabilir.
Paniğe gerek, yok gayet doğal. ‘Ö’ ile başlayan kelimeyi hiç sevmem.
Gazete başlıklarında da ‘Korkunç kaza; 15 ölü’, yazılırdı. Orman yanar ‘Can kaybı yok’ yazarlar, oysa toprak bile yanıyor toprak. Kayıp denir, kaybolmadı ki. Daha görünen oldu, oysa. Vefat en güzeli. Tabirin tabi, vefat gerçeği değildir güzel olan. İyi düşünürsek vardır onda da bir hikmet. Çok akıllı değiliz, biz bilemeyiz. Bu kadar zekâ ve akılla, bu kadar. O canı veren, ‘Onlara ölü demeyin, bilemezsiniz’ diyor. Aracı olan, tebliğ edenler de ‘Arkalarından ağlamayın, belki de onlar sizin için ağlıyor’ demiş mi. Evet demiş, okudunuz mu ? Hiç düşündünüz mü ?
Canlarla yaşarken kadir kıymet bilmek gerek. Küçümsemeden, hep ben haklıyım demeden.
Zaman bu ne getirir ne götürür bilinmez. Sadece boyut değişir, o kadar. Fiziksel olarak yoklar sadece. İçimizde, kalbimizde yaşıyorlar. Beraber iken, yaşamda yan yana iken bileceksin değerini. Gidince, gittiğinde değil. Aha vaha, gerek yok ki. Allah akıl vermiş fikir vermiş. ‘Geçti gari’ demek daha doğrusu. Hele ki para pul, şan şöhret için saçma sapan ihtirası görünce, bakakalıyorum.
‘Gökmen abiye ağlamak için Galatasaraylı mı olmak gerek’ diye yazdım, içten, yürekten. Üç kez gördüm, Gökmen Özdenak kaptanımı unutmuştur haliyle beni. Çevresi o kadar geniş ki, haliyle. Olsun bu sevgime engel değil, iz bıraktı gitti. Elmayı seviyorum diye elmanın da beni sevmesi gerekmez ki. Belki de seviyordur, nerden bileyim. Tribünlerden kalabalıktan gelen, hem de saygı duruşundaki kelimeler, içler acısı. Neymiş, yorumlarında öyle böyle demiş. Gibi, gibi. Sırası mı yeri mi, arkasından konuşmak.
Hem de cevap hakkı yok, teke hep beraber. Çok sevdiğim Yüksel Okçuoğlu hocam vefat etti, sosyal medyada sallayan sallayana. ‘Beni bitirdi, hakemliğimi yaktı, onun yüzünden düşürüldüm’, falan filan. ‘İyilikten maraz doğar’ denir ya. Oysa oraya alanlar, yükseltenler de aynı kişiler. Yükselttiği gibi, düşürme hakkı da yok mu ? Tıpkı ömür için verilen süre gibi, karar gibi. Beni de düşürdüler, klasmandan. Sonra tekrar çıktım. Düşürdüklerin de ne ağladım ne de aldıklarında çok sevindim. Bu işlerin doğasında bu var. Fıtratında yani. Çok normal, doğal seleksiyon. İşin adalet kısmı çok önemli, aslolan. Futbol ise sadece bir oyun o kadar. Kimse vazgeçilmez değil, her şeyin hesabını soracak var, unutmayın. Bu satırların yazanı da yazarını da üzen isimler var, çoğu görevde değil. Ne yapayım, ya intikam mı alayım, geç git. Ah etmedim etmem, gelecek haftalara, sonrasına havale ettim. Yıllar geçiyor, yaş kemale erince değil. Genç iken de böyle idim, canları sağ olsun. Belki de en büyük hayrı yaptılar bana, farkında olmadan. Başka kapı açıldı. Vardır bunda da bir hayır. Oldu da. Bakın buradayım devam ediyorum. Ama kimsenin ‘yüzünden değil’ ve de ‘sayelerinde’.
Nergiz-Avni Erboy çocukluk aşkları.
Nergiz ablam, Karşıyaka doğumlu, Karşıyaka Lisesi mezunu, emekli bankacı. Zeki, akıllı kadındır, yengem. ‘Bizim oğlanı yönetmedi idare etti’. Bizim oğlan da Avni Erboy abim, ilk müdürüm. Kolay değil, gepgenç yaşta sen kalk Akhisar’dan gel İzmir’de hem de Hürriyet’te spor müdürü ol. Hiç de kolay değil.
Ne uyku ne de buluşmalara uygunluk dinler. Stres, enek, çaba tonla üstüne beğenmemezlik çekememezlik gırla. Fotoğraf geldi mi, haber yetişti mi ? Bobinler beklemez, koca koca kamyonlar hiç beklemez. Yaşadım, gördüm, bilirim. Haber atlamamak gerek üstüne. Haber atlatırsan ne ala, çok hoş. Kaymaklı ekmek kadayıfı misali. Birbirlerine hep destek oldular. İki evlat Mert ile Yiğit, adlarından belli. Tıpkı ebeveynleri gibi. 8 yıldır hasta idi Nergiz ablam. 74 gün de yoğun bakım ve de palyatif süreci.
Yıllarca yoğun işine rağmen, destek olan o asil kadına baktı, sabırla, sevgiyle Allah razı olsun Avni abim. ‘Görevim’ dersin şimdi değil. Biz ne kocalar gördük hele ki bu devirde. Bir gün arayla vefat ettiler, hayat arkadaşı ile Ayfer kaptanı, Avni müdürümün. Gidemedi haliyle. Belki çok ukalaca olacak ama, bu kadar çok egosu yok, megalomanın olduğu bir dünyada, maruz görün lütfen bu kadarını. Birini çok sevdiysem, geçmez bitmez. Rahmetli babamdan ‘El’ aldım sanki. Ahde vefa dahil buna.
Arada ayrık otları çıksa da pişmanlık olmaz. Çünkü onları insan olduğu için sevmekle kaldık sadece Yaratan’dan ötürü. İyi insanlar sevilmez mi hiç. Elmastaşoğlu kardeşler, Enver, Nail, Ayhan ile Ayfer. Dördü de futbol oynadı.
Enver abim İzmir Demirspor’da oynadı, Nail abim 93 yaşında kardeşine son görevini yaptı, dimdik ayakta maşallah. Altay’da başladı, Altınordu’da veda etti. Ayhan abim Altay’dan sonra Galatasaray’da da harikalar yarattı. Ayfer Elmastaşoğlu kaptanım, muhteşem dörtlünün en küçüğü. 1955’den 1977’ye dek Altaylı, Büyük Altaylı. İlkokul 1’de minik takımla bu yola çıktı. 20 yıl Altay forması giydi. Başka yere gitmedi Alsancak doğumlu, yerlisi. Altay’ı çalıştırdı şampiyonluk yaşattı, Türkiye Kupası’nı da kaldırdı. Baba Selanik’ten geldi Bekir Sıtkı amca milli atlet, oradan belli aileden spor aşkı, spor kültürü, spor ahlakı. Beyefendi bir spor insanıydı. Ah bir de son görevde, farkındalık gösterilseydi. Tıpkı Göztepe’de olduğu gibi.
Halil Kiraz, Nevzat Güzelırmak, Çağlayan Derebaşı, Fevzi Zemzem, Ertan Öznur rahmetli hocalarıma yapılan gibi bir tören beklerdim. İlk zamanlar ‘Yabancılar Göztepe’ye gelmesin’ dedikleri hiç de bize yabancı olmayanlar yaptı bunu. Naaşları başka bir Göztepe efsanesi, takım arkadaşları, formadaşları Gürsel Aksel’in adının yaşadığı stattan kaldırıldı. Göztepe’de yaşayan Mehmet Türken (Fuji Mehmet) ile Urla’da yaşayan Nihat Yayöz efsanelerime sağlıklı huzurlu ömür dilerim.
Mehmet Türken hocam Ayfer abisini son yolculuğunda uğurladı, görevini ifa etti. Ercan Ertemçöz hocam her iki ulvi törene de katıldı, katılabildi Allah razı olsun. Ayfer Elmastaşoğlu, Altaylı kaptanımın yaşarken adı verilmeliydi mesela Alsancak Stadı’na, olmadı. Veya Elmastaşoğlu Stadı olabilirdi, üç kardeş Altay forması giydi. Bu da olmadı. Bari naaşı stattan törenle kalksaydı iyi olmaz mıydı, üzüldüm. Ne bileyim, bu da benim fikrim. Ukalalık veya kaos yaratmak değil derdim, hizmettir düsturum. Şükür ki iki güzel insanın da son görevimi yapmaya gittim gidebildim. Bostanlı Beşikçioğlu Camii’ne birlikte gittik gazetemiz yazı işleri müdürü sevgili Kazım Erkmen ustamla.
Sıcacık aracıyla gittik, döndük sağ olsun. Vakit dar, yetişmek şart. Geçmiş olsun Kazım abim, acil şifalar diliyorum seviyorum seni. İsa Gürler hocamızın kıldırdığı namazda Avni Erboy’un ‘Nergiz kokulum’ diye yazdığı dediği Nergiz yengem ile Prof.Dr. Ahmet Aydın, Hatice Eriş ile Nevriye Özkan’ın, Alsancak Camii’nde de Hacer Çerkez hanımefendinin naaşları kalldırıldı, rahmetle şükranla. Prof.Dr. Banu Önvural, Prof.Dr. Tarık Günbay, Prof.Dr. Hamit Özgönül, Prof.Dr. Ruhi Töre, Prof.Dr. Cevdet Arsan ile Prof.Dr.Necati Akgün, hocalarımın ardından Prof.Dr. İsmail Hakkı Bahar hocam da vefat etti. Nurlar ışıklar içinde kalsınlar. Güzel ve iyi insanlar birer birer hatta ikişer üçer gidiyor.
Her vefat erkendir, vardır bir hikmeti diyelim.
Yazımda adı geçen geçmeyen, unuttuğum, unutmadığım, şahsımda derin ve de çok iyi izler bırakan tüm büyüklerime rahmet diliyorum mekânları cenneti ala olsun inşallah. Yakınlarına, sevenlerine ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum. Ahde vefalı nice yazılarda görüşmek üzere.
Yüce Yaratan sağlık, ömür verdiği sürece, gidenlerimizle de bir gün bir yerde kavuşmak üzere.
Büyük olan tek biri vardır ve de O da mutlaktır, şimdilik şu anlık kalın sağlıcakla.
Nefes alıyorsak, sorun yok demektir.
Sağlığımızın, yaşamımızın değerini bilelim, sevgi ve saygılarımla…

Elmastaşoğlu Kardeşler bundan daha güzel betimlenemezdi. Kalemine sağlık kardeşim..