‘Bana taç atışını mı öğreteceksin’ der, hoplayarak zıplayarak kullandığına bakmadan. ‘Kuralları bilsem ne olacak, hakem mi olacağım’ diyenleri mi ararsınız, ‘Ne işime yarayacak ki’ diyenleri mi ? Hepsi var, yaşadım, yaşandı, gördüm biliyorum. Yemek yapmak, pişirmek bir sanattır mesela.
Kıvamı, doğranması, uygun malzeme, beceri, ateşi, pişme süresi filan, hepsi iyi başarılı mükemmel aşçılığa dahil.
Peki siz ocağı yakmayı bilmeyen aşçı gördünüz mü ? Bilmesi gerekmez mi ? Müşteriye gel ocağı aç mı diyecek ?
Çok iyi hakem hocalarımız vardı, kuralları öğrettiler, teknoloji, görüntü de yok şimdiki gibi. ‘Hap yapıp yutturdular’. Hilmi Ok, Muvahhit Afir, Fehmi Pazarcı, Halil Erdoğan hocalarıma rahmetle, şükranla. Hele ki Halil Erdoğan hocam TSYD üyelerine bir ders verdi ki, yıllarca unutulmadı. Hala o bilgileri kullananlar, merak edenler var.
Değişime açık, Zafer Ertem de o kurstan sabini aldı mesela. Kursundan mezun oldum, bu derste oradaydım. ‘İstediğiniz soruyu sorabilirsiniz, saçma soru olmaz, yaşanır mutlaka hepsi, başa gelir’ derdi. Müneccim sanki, başa gelirdi.
Ağız burun kıvıranların başında hem de. Şimdilerde de TFF MHK Üyesi, Hakem Eğitim Sorumlusu Sebahattin Şahin ile İHK Başkanı Dr. Raci Köprülü var, tarihe not düşeyim. Yeni nesile lazım olur.
Alanında uzman ikisi de yıllarca hakemlik yaptı. Sonradan görme de değiller, liyakatliler. Mesela Doğan Babacan ile Hilmi Ok rahmetli hocalarım ‘boyları da kısaydı’.
Futbolculuktan gelip FİFA oldular, hakkıyla, alın teriyle. Kuralları oynarken biliyorlardı, merak ettiler, öğrendiler.
Sonra da işe yaradı o kurallarla, kokartları yükseldi, hakem eğitimcisi oldular. Amatör ve profesyonellere çağrı yapılır, isteyenin ayağına kadar itina ile gidilir. Bu yıl bildiğim kadarıyla Aliağaspor FK ile Göztepe dışında, başka kural dersi alan kulüp yok.
Almak zorunda değiller mi ? Diğerleri hepsi, ahali biliyor kuralları, sanırım, herhalde. Oysa bilseler daha iyi oynamazlar mı, oynatılmazlar mı ? Alakasız zamanda, hoop cezalı. O verilen paralara günah. Yazık çok yazık. Forması için savaşmak değil bu, tam tersi bilgisizlik. Sebahattin Şahin hocamız, 9 Eylül TV’de Zafer Ertem ustam ile konuğumuz oldu. Kuralları aktardı, Şahin. Youtube’da var izleyebilirsiniz. Öğreniniz.
TÜFAD İzmir Şubesi, antrenörlerin derneği yönetimi ile başkanı Hasan Aral istekte bulundu. Harika, mükemmel, teşekkürler. Her antrenöre davet gönderdiler. Bakın bakalım kimler gelecek. Pazartesi günü saat 14’de, ‘Emeğimizle, alın terimizle, cebimizden vererek sahip olduğumuz, şimdilik bizim olan yarını belli olmayan derneğimizde’. Yeri burası, bilen bilir, anlaşmıştır. Öğrenene, öğrenmek isteyene kapılar açık. Bunu yazan bir dost, iyi hafta sonları sevgi ve saygılarımla…
Adına süper denen ligde tutmasam da. Aldıkları sonuçlarla işim olmasa da Avrupa kupalarındaki maçlarda Galatasaraylı, Fenerbahçeli, Beşiktaşlı oluveriyorum. Heyecanla izliyorum. Bizi temsil ediyorlar çünkü. Biraz iki yüzlülük gibi olsa da benimkisi, bu böyle. Yıllardır İzmirspor ile Trabzonspor’u tutsam da Atletico Madrid ve Aston Villa ile oynadık maçları soluksuz izledim. Tabii ki de tek taraflı değil. Kaçırdığımız gollere üzüldüm, yediğimiz gollere de ‘bahane aramadım’, rakiplerimiz de iyiydi. Hakemler de.
Kaliteli rakipler, tam da dişlerine göre. Ülkemdeki ligimizdeki rakipleri de çok güçlü olsa, Avrupa’da daha da başarılı olurlar. Yapmıyorlar işte, istemiyorlar. Aslında topuklarına sıkmak gibi bir şey bu. Şampiyon olursun da bunun bir de Avrupa sınavı var. Rakibin güçlü olsun ki, oynasın. Sen daha güçlenirsin.
Futbolun fıtratında bu var. Nasıl olsa canım ülkemde ilk 5 garanti. Bekleyin Göztepemiz de geliyor, Avrupa’ya açılıyor.
Vakit o vakit. Avrupa maçlarımızı tek taraflı mı izlediniz derken.
Haliyle aleyhimize verilen ofsayt, sarı kartlar, 12.kural ve fena hareketlerde. Sağduyulu, önyargısız, sadece forma aşkı ile mı karar verdiniz, yoksa.
Bir maç yani iki maç bu kadar güzel mi yönetilir, arkadaş. Hakemleri izlediniz mi, peki. O gözle baktınız mı ? Yabancı hayranı değilim, yabancı hakem hayranı hiç değilim. Haklarını vermek gerek. Ülkemde, derbilerde, VAR’da filan görmek istemiyorum, derdim bu. Rumen hakem Istvan Kovacs ile Portezli hakem Luis Godinho, harika maçlar çıkardı, yürekten kutlarım. İkisinden birini seç, deseniz seçemem. Adil olmaz.
İkisi de fevkaladenin fevkinde idi. Kondisyon, futbolu bilmek, hakemliğe yatkınlık, jest mimik tavır hal ve gidişat mükemmel. Hele ki VAR’dan yorum beklerken ki duruşunu gördünüz mü ? Godinho’nun. Hay huyt demeden, sakin, kibar ve sempatik bir el ve baş hareketi vardı ki, dünyanın her yerinde geçerli. İnsanlık var, candanlık var.
Doğuştan ve ailedendir, garanti ama. Eğitimle de olabilir. Beşerî ilişkiler, sonuçta. Yabancı demişken, bizim evladımız İzmir Selçuklu Halil Umut Meler’imizi göz ardı etmeyelim. Kupa finalinde, derbi de çok iyiydi, tekrar bu moralle yükselişe geçti. Feyenoord – Sturm Graz maçında da çok iyiydi. Yardımcıları Abdullah Bora Özkara ile Bersan Duran da öyle.
Bora Trabzon’dan, Bersan Duran da tıpkı Halil Umut Meler gibi, İzmir’imin gururu, o da FİFA.
Hep orta hakem yazı konusu olmaz ki, yan hakemi de yazmak gerek, pardon hakem ile yardımcı hakem yani. Başarılar tebrikler Bersan Duran.
Peki neden, bizimkileri beğenmiyoruz, beğenmiyorlar. Üç büyükler yüzünden ya da üç büyüklerin sayesinde.
Üçünden birini tutmayana, yan gözle bakılıyor. Tutmak zorunda mıyız ?
Öyle, geçmişten gelen. Çoğu rahmete kavuşan efsanelerimizden bize kalan mirasla, devam ediliyor. Dededen, toruna misali. Ben de naçizane, Metin Oktay’a, Alpaslan Eradlı’ya, Süleyman Seba’ya hayrandım, hala daha öyle. Ama bu, memleketimin takımı dururken, üç büyükleri tutmamı gerektirmez ki. Bu da benim fikrim, saygılarımla.
Haliyle yüzdelere, oranlara bakarsak, hakem kardeşlerimin üç takımımızdan birini tutması gayet normal. Bu sizin, tuttuğunuz gibi. Hakem takım tutar, taraf tutmaz. Mesela, üstte adı geçen hakemlerin veya diğer hakemlerin, yaşamlarında GS ile FB ne kadar vardır ki. Muhteşem başarılar, galibiyetler sayesinde o da. Haliyle gayet rahat ve başarılı oluyorlar, ülkemin maçlarında. Bizimkilerin FİFA olma hayallerini anlarım da hani hedef muhabbeti var ya. Ama, ancak, lakin, zira. ‘Üç büyüklerin maçına çıkma’ sevdalarını bir türlü anlamam.
‘Ya bir daha maçlarına çıkamazsam’ diye eyyama kaçtıkları da oluyor, buna gidiyor olay. Düzen bu, kulüplerimiz de böyle. Oysa yabancı hakemlere bu tavrı yapamıyorlar. Garezleri kendi evlatlarımıza, bir rahat bıraksanız. Hakemliği bilenlere, yatkın olanlara tabi. Başka hesabı olanlara değil. Sen çık yönet de kimse beğenmesin, vicdanen rahat ol, yeter. Ama maalesef şu da bir gerçek. Üç büyüklerin maçını, derbileri filan yönetmeden FİFA yapılmıyor, kıstas bu olmamalı.
İzmir’de bir zamanlar Güneyşafak – Hüradalet maçını yönetemeyeni, klasmana almazlardı yani 3.ligde düdük çaldırmazlardı, bunun gibi. Istvan ile Luis, geliyor çatır çatır yönetip gidiyor, iki maçı da kazanamadık. Kendi ülkelerinde böyle rahatlar mı, aynı başarı geliyor mu bilemiyorum. Oluyordur, koskoca FİFA Kokartı takılı. Peki niye böyle olamıyoruz. Düşünmekte fayda var, önce hatayı ortamda bulmak gerekmez mi ? Kulüplere, teknik adamlara, yöneticilere, futbolculara sesleniyorum, niye ?
Çok sevdiğiniz oyunun kurallarını biliyor musunuz ? Kural sınavına katılamayana, sertifikası olmayanın lisansını vize yapmamak gerek. Hakem dışındaki tüm paydaşların. Yöneticiliğin belgesi, kursu yok. Onlara ders verilmeli, asıl. TFF başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu’ndan rica ediyorum, onlar da ders alsın.
Geçmezse, öyle koltuğa kurulup takımının maçını izleyemesin.
