DOLAR
46,1375
EURO
53,3292
ALTIN
6.107,63
BIST
13.758,17
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Açık
34°C
İzmir
34°C
Açık
Salı Az Bulutlu
32°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
32°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
32°C
Cuma Parçalı Bulutlu
31°C

İzmir Ekonomi Kulübü’nde Türkiye’nin NATO üyeliği, milli güvenliği ve jeopolitik geleceği masaya yatırıldı

İzmir Ekonomi Kulübü’nde Türkiye’nin NATO üyeliği, milli güvenliği ve jeopolitik geleceği masaya yatırıldı
10.06.2026 16:36
A+
A-

İzmir Ekonomi Kulübü tarafından düzenlenen “Ortak Gelecek İçin Ortak Akıl İle Vizyon Arayışları” toplantısının bu akşamki konuğu, 22. Dönem İzmir Milletvekili ve Türkiye Cumhuriyeti’nin önceki dönem Endonezya Büyükelçisi Dr. Zekeriya Akçam oldu. Dr. Akçam, “Milli Güvenliğin Ekonomik Boyutu: Türkiye’nin NATO Üyeliği” başlıklı kapsamlı sunumunda, milli güvenlik ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiyi, küresel güç dengelerinde yaşanan dönüşümleri, NATO’nun güncel rolünü, savunma harcamalarının ekonomik etkilerini ve Türkiye’nin değişen jeopolitik konumunu çok boyutlu bir perspektifle değerlendirdi.

İş dünyası, bürokrasi, akademi ve sivil toplum çevrelerinden çok sayıda davetlinin katıldığı toplantının açılış konuşmasını İzmir Ekonomi Kulübü Başkanı Dr. Sıddık Topaloğlu gerçekleştirdi. Programın moderatörlüğünü ise İzmir Katip Çelebi Üniversitesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Attila Acar üstlendi.

Toplantıda ekonomik güç ile milli güvenlik politikaları arasındaki ilişki, Türkiye’nin NATO içindeki stratejik konumu, savunma sanayisindeki yapılanmanın anlamı, bölgesel ve küresel güvenlik riskleri, uluslararası askeri ittifakların ekonomik sonuçları ve Türkiye’nin dış politika tercihlerinin arka planı üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulunuldu.

“NATO, Küresel Güç Mimarisi ve Türkiye’nin Stratejik Tercihi”

Toplantıda konuşan Dr. Zekeriya Akçam, NATO gibi bir askeri ittifaka dahil olma zarureti veya mecburiyetinin tarihi kökenlerinin büyük güçlerin Osmanlı egemenliğindeki bölgeler üzerinde -özellikle Boğazlar ve Akdeniz bağlamında- hakimiyet mücadelesine giriştiği 1853-56 Kırım Savaşı’ndan itibaren başlatılması gerektiğine dikkat çekti. NATO’nun sadece bir ortak savunma paktı olmadığını; aynı zamanda BM ve Vaşington kurumları olarak anılan (IMF, Dünya Bankası) ile küresel ticaret ve finansı yöneten bir düzenin ve ABD’de de askeri-endüstriyel komplekse entegre bir yapılanmanın uzantısı olmasına dikkat çekti. Bu çatının aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen uluslararası sistemin ve ABD liderliğindeki küresel güç mimarisinin en önemli kurumsal araçlarından biri olduğunu ifade etti. NATO’nun ortaya çıkışını tarihsel, jeopolitik ve jeo-ekonomik bir perspektifle değerlendiren Akçam, uluslararası siyasi sistemde imparatorlukların (Osmanlı, Avusturya-Macaristan gibi) tarih sahnesinden çekilmesi ve yeni güçlerin birer ulus-devletler olarak -Almanya, Japonya, ABD ve Sovyetler Birliği gibi- ortaya çıkışıyla birlikte barışı korumak için caydırıcılık oluşturmak maksadıyla askeri ittifakların, herhangi bir tek gücün bütün dünyaya hakimiyetini önlemek maksadı kurulduğunu belirtmiştir.

Türkiye’nin 18 Şubat 1952 tarihinde Yunanistan ile birlikte NATO’ya katılımını da bu konuyla birleştiren Dr. Akçam, bunun diplomatik bir tercihten öteye, dönemin uluslararası güç dengelerinin doğal bir sonucu olarak milli güvenlik endişelerini bertaraf etmek için yapıldığını belirtti. Devletlerin dış politika tercihlerini büyük ölçüde uluslararası sistemin siyasi yapısının belirlediğini ifade eden Akçam, Türkiye’nin NATO üyeliğinin de kendi tercihi bakımından bu bağlamda değerlendirilmesinin en isabetli yaklaşım olacağını söyledi. Yüksek politika alanı olarak adlandırılan savunma ve güvenlik alanında politika tercihlerini anlamak için Yapısal Gerçeklik veya Neo-realist teorinin yaklaşımlarını benimsemenin isabetli kararlar almakta kilit rol oynadığını ve politika yapıcıların da bu perspektiften hareket etmelerinin kendilerinin yanılgı payını en aza indireceğine inandığını vurgulamıştır.

Konuşmasında Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki dış politika anlayışına da değinen Akçam, uluslararası siyasi sistemin yapısının Mustafa Kemal Atatürk’ün çok taraflı, tarafsız, bağımsız, dengeli ve barış odaklı dış politika sürdürmesine fırsat tanıdığını ve bu tutumun Türkiye’nin hem bölgesel hem uluslararası konumunu güçlendirdiğini ifade etti. 1940’lı yılların savaş koşullarında Türkiye’nin ciddi ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını belirten Akçam, saldırı ihtimaline karşı nüfusunun neredeyse yüzde onunu silah altına almak zorunda kaldığını, bunun sonucu olarak üretimin düşmesiyle kıtlığın baş gösterdiğini ve sonunda varlık vergisine varan uç uygulamalara gitmek zorunda kaldığını belirtti. Diğer yandan Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’na fiilen katılmamasının kamu maliyesi ve bütçe dengeleri açısından krom başta olmak üzere ihracattan önemli avantajlar sağladığını belirten Akçam, savaş sonrasında ise ülkenin bu kez ekonomik kalkınma ve güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını ifade etti. Savaş sırasında Hitler Almanyası’nın yarattığı tehdidin yerini savaş sonrasında Sovyet yayılmacılığı ve komünizm tehdidinin aldığını belirten Akçam, Türkiye’nin NATO üyeliğinin bu yeni uluslararası siyasi sistem içindeki dengelerin bir sonucu olduğunu dile getirdi.

Akçam, Türkiye’nin NATO’ya katılım kararının yalnızca askeri bir tercih değil, aynı zamanda dönemin güvenlik, ekonomi ve dış politika koşullarının şekillendirdiği stratejik bir zorunluluk olduğunu belirterek, bu sürecin yapısal gerçeklik (neorealizm) teorisi ışığında değerlendirilmesinin tarihsel gelişmelerin daha doğru anlaşılmasına katkı sağlayacağını ifade etti.

“Yeni Küresel Riskler Karşısında NATO’nun Geleceği ve Türkiye’nin Stratejik Rolü”

Konuşmasının son bölümünde Dr. Zekeriya Akçam, uluslararası ilişkiler literatürünün temel kavramlarından biri olan “güvenlik ikilemi” ile ittifak politikasının temel dinamiklerine teşmil ederek, NATO gibi bir askeri ittifakta, ABD ile diğer müttefikleri arasındaki güç farkının iki-kutuplu dönemden sonra bir çeşit müttefiklik güvenlik ikilemi yarattığını ve her bir NATO müttefiğinin ABD karşısında bir çeşit terkedilme ve/veya tuzaklanma ikilemi yaşadığını, bu durumun NATO’nun devamlılığını ve zaruretini ortaya koyarken, zamanla ABD’nin dünya hakimiyetini kurarak uluslar arası siyasi sistemi tek-kutupluluğa dönüştürdüğü ifade etti. Bu yüzden NATO gibi kolektif bir savunma örgütünün yalnızca ortak tehditler nedeniyle değil, aynı zamanda üye ülkelerin karşılıklı güvenlik kaygıları nedeniyle de varlıklarını sürdürdüğünü ifade eden Akçam, Türkiye açısından Yunanistan ve İsrail örnekleri üzerinden bölgesel güvenlik dengelerini değerlendirdi. Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu’daki gelişmeler ve İran meselesini gibi güncel örneklerin, uluslar arası siyasi sistemin yapısı olan ABD hakimiyetindeki tek-kutupluluğun artık sınırlarına gelindiğinin bir göstergesi olduğunu belirtti.

Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte NATO’nun işlevini yitireceğine yönelik beklentilerin gerçekleşmediğini vurgulayan Akçam, uluslararası ilişkilerde önemli ve belirleyici olan unsurun zenginlik değil güvenlik olduğunun bir kez daha anlaşıldığını vurgulamıştır. Liberal enternasyonalistlerin inandığı karşılıklı ekonomik bağımlılık ve demokratik barış teorilerinin uygulamada çökmesine örnek olarak Çin’in aynı zamanda askeri bir tehdit olarak yükselişini göstermiştir. Diğer yandan NATO üyesi ülkelerin uzun yıllar boyunca ekonomik kalkınma, demokratikleşme ve siyasi istikrar anlamında önemli mesafe kat ettiğini belirten Akçam, buna rağmen günümüzde düzensiz göç, uluslararası terörizm ve bölgesel çatışmaların tarihin en uzun süren barış dönemine ciddi tehdit oluşturduğuna dikkat çekti.

Bu nedenle NATO’nun gelecekte de uluslararası güvenlik mimarisinin en önemli unsurlarından biri olmaya devam edeceğini ifade eden Akçam, Türkiye’nin jeopolitik konumu, bölgesel etkisi ve güvenlik ihtiyaçları dikkate alındığında NATO üyeliğinin başka tercihler karşısında stratejik bir tercih olarak önemini koruduğunu vurguladı. Türkiye’nin hem kendi ulusal güvenliği hem de bölgesel istikrar açısından ittifak içerisinde güçlü bir konumda bulunmasının büyük önem taşıdığını belirten Akçam, NATO üyeliğinin Türkiye’nin geleceği açısından da kritik bir güvenlik ve dış politika unsuru olmaya devam edeceğini ifade etti.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.