Kötülere, birlikte karşı olabilmek.
Rabbim ne kadar ömür vermişse onu yaşayacağım. Seksen yaşımı geride bıraktım.
Hayırlı ömürler tüketebilmek ve iz bırakabilmek, kendime, aileme ve vatanıma faydalı olabilmek hayat düsturum oldu.
Hayat tecrübemde birçok yanlışım, doğrularım tabii ki oldu.
Pişmanlıklarım da olmuştur.
‘İyi ki böyle davranmışım’ dediklerimde.
Birçok sosyal faaliyet yanında, okul hayatım, spor hayatım ve iş yaşamımda çok şeyler gördüm ve bizzat yaşayarak tecrübe ettim.
Kuru meyveler ticareti yapan aile şirketimizde, babamın vefatından sonra 15 yaşımdayken çalışmaya başladım. Okumaya da devam ettim.
1969 yılında Ege Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun oldum.
Siyasete İzmir’de AP Gençlik (Adalet Partisi) kollarında başladım. (Demirel henüz genel başkan olmamıştı) partiye girdiğim tarihten kısa bir süre sonra Genel Başkanımız, Ragıp Gümüşpala vefat etti. Demirel genel başkan olmuştu.
Daha sonra siyasi parti çalışmam çok aktif değildi.
Meslek kuruluşlarında bulundum.
İzmir Ticaret Borsası’nda 20 yıl görev yaptım.
Aynı zamanda üst kuruluş olan, (1987’den itibaren) 20 yıl TOBB camiasında görev yaptım.
2002’de AK parti ile yeniden siyasette aktif oldum.
2007’de 23. Dönem parlamento üyesi olarak TBMM’de AK PARTİ İzmir Milletvekili olarak vatanıma hizmet ettim. 40 yıllık tecrübemi çalıştığım Plan Bütçe Komisyonu’nda değerlendirme fırsatı buldum.
Evliliğim, eşim ve çocuklarımla aile yaşamındaki ve çocuklarımın tahsil hayatıyla ilgili tecrübelerim.
İnsanları tanımak veya tanıyamamak deneyimlerin, arkadaş çevrem bana çok şeyler öğretti.
İş hayatımla ilgili seyahatlerim, ülkemin coğrafyasını tanımam ve tecrübe almaya henüz on dokuz yaşımda, ilk Anadolu’ya çıkışım Malatya’ya kayısı alımına gittiğim 1964 yılında başladı.
Doğu ve güneydoğu illerini o yaşlarda iş için gezdim. O yılların, yani bundan 60 yıl öncesi Anadolu yaşamını, şehirlerimizi, iş hayatını tanıdım.
İzmir’den Van’a, Karadeniz’den Akdeniz’e Trakya’ya yurdumun birçok şehri, ilçesi ve köyünü tanıdım.
Yaşadım gördüm. Bu anılarım bana çok tecrübe kattı.
Sporculuk yıllarımda da oynadığım basketbol takımlarım ile birçok şehrimizi görme fırsatım yirmili yaşlarımda oldu.
O günlerin Türkiye’si ile günümüzdeki değişimi yaşadım.
O kadar çok ekonomik krize şahit oldum.
Çokça deneyim depoladım hafızamda.
1987 yılından sonra İzmir Ticaret Borsası ve üst kuruluş TOBB’daki görevlerim, yönetim kurulu üyeliklerim ve başkanlıklarımla hayattan deneyim alma ve tanıma evrem hep devam etti.
Ankara’da devletimin işleyişini yakından tanımam, öğrenmem TOBB yönetim kurulu üyesi olduğum 1993 yılında başladı.
2001 yılında üçlü kararname ile yeni ekonomik yapılanma kurumlarından (Dünya Bankasının getirdiği)
Tarım Satış Koop. Yeniden Yapılanma Kurulu üyeliğim, üçlü kararname ile atanmamla beş yıl milletvekili oluşuma dek 2007 yılına kadar sürdü.
2001 yılında İzmir Ticaret Borsası yönetimi Kurulu Başkanı oldum.
Borsamızın projesi olan VOB (vadeli işlemler ve opsiyon borsası) Kuruluşu için 1995 yılında başlatılan çalışmalarda Borsa Meclis başkanı olarak o günkü yönetim kurulu başkanı Hasan Özmen ile birlikte çalıştık.
Projemiz ilerledi ancak bir yasa maddesini çıkarttıramadığımız için Bankacı ( 5 seçkin Banka) ortaklarımız sermaye artışını kabul etmeyince VOB projesi durduruldu.
2001 yılında Borsa Başkanı olunca, ortağımız beş banka yetkililerini ikna ettim. Tekrar devam ettik ve 2003 yılında sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın gongu vurmasıyla VOB İzmir’de açıldı.
Türkiye’de ilk olarak iki borsanın da aynı anda, başkanı oldum.
İki yılda çok büyük işlem hacmi yakalayan VOB artık göze batmaya başladı. İMKB bu durumu çekemedi ve benden sonraki yönetim zamanında İMKB’nin kurduğumuz Borsanın, önünü kesmesiyle VOB kapatılıp İstanbul’a gitti ve İstanbul Finans Merkezi projesi içinde yer aldı.
Ali Babacan bakanın döneminde İstanbul Borsası bünyesine alındı. VOB ortaklarına toplam olarak, Borsa İstanbul hissesinden yüzde beş hisse verildi.
Kısa sürede 9 milyon sermaye ile kurduğumuz VOB Ortakları çok büyük kazanç elde etmiş oldu.
Fakat İzmir bu büyük VOB borsasını kaybetti.
Uluslararası kurumlar ve bakanlıkların nasıl işlediği hususunda tecrübe edindim.
Bugüne kadar uzakdoğu, kuzey Amerika ve güney Amerika ile Avrupa’da onlarca ülkeyi gördüm.
Türkiye’miz dışındaki dünyayı tanımaya çalıştım.
Bu kadar haraketli geçen yaşantımla (45/60 yaşlarıma kadar) belki birazda kendi ailemi ve işimi ihmal ettim.
Pişman mıyım?
Ailemle beraber olamadığım zamanlarım için evet.
Pek fazla para kazanma hırsım olmadığından, işim için çok da üzülmüyorum.
Şimdi hayatta olmayan çok ünlü bir oda başkanı arkadaşımla TOBB’da tanışmıştım.
Birgün bana ”Tuğrul’cum devletle iş yapıyor musun diye soruldu?” Hayır dedim.
Bak dedi, ”Ben devletle iş yaptım, kırk yaşımdan sonra ancak, iş adamı oldum.” dedi.
Bir diğer tanıdığım yüksek bürokrat; ‘Tuğrul Bey Ankara’da bir ayağın, işini büyütmeyi hiç
Düşünmüyor musun?’ dedi.
Anlayamadığım belki de sırf devletin ve üyelerin hakları için uğraşan didinen bir şeyler yapma gayretinde olan beni, yadırgamışlardı.
Samimi olarak ifade ediyorum ki bu “taraklarda bezim” yoktu.
Helal yoldan gelenle, nasibim bu diyerek yetinen bir karakterdim.
Yine de beni ve ailemi mütevazi bir yaşamla idare edeninden başka, mülkte dünya malında parada işim olmadı.
O rahmetli arkadaşımın deyişiyle ona göre ben “Hiçbir zaman iş adamı olamadım.”
Fakat itiraf edeyim bu yaşımda huzur içerisindeyim.
Çünkü başımı yastığa koyduğumda hiçbir endişem yok. Rahat uyuyabiliyorum.
Buraya kadar çok geniş hayat tecrübem, hareketli hayatım ve tecrübeme dayanarak şimdi aşağıda yazdıklarım samimi görüşüm ve tavsiyemdir.
Bugünlerde bakıyorum da, belediyelerle iş tutanların, devletle iş yapanların bazıları “İşadamı” Olmuşlar.
İllegal yoldan haksız kazançlar elde etmişler.
Siyasetin de insanlara hizmet yönünü istismar ederek kötülük yapmışlardır.
Bu sülüklerin hiçbirinin siyasi partisi yoktur.
Kimde güç varsa ona siyaseten yakın olurlar.
Zaten omurgasız ve bukalemundurlar.
Toplum bunların hiçbirinin siyasi aidiyetine, memleketine, derneğine, gurubuna bakmadan doğal olarak hukuk yoluyla hepsini yok etmelidir.
Aynı zamanda halk adına vekili olarak seçilen milletvekilleri, hangi partiden olursa olsun. İster iktidar isterse muhalif olsun, halkın gelirine, yaşamına hayat kalitesini bozanlar, hırsızlık yapanlar kim olursa olsun herkes hep birlikte karşı çıkılmalıdır.
Vekili olduğu 85 milyonun vebali hepsinin boynundadır.
Bir diğer konu, son yıllarda pandemiden sonra normal ticaret içindeki tüccar ve esnafın bir kısmının da yaptığı, fırsatçılık kötülüğüdür.
İktisat biliminin kuralı bir mal azalınca, “talep artışı olursa fiyatlar yükselir.”
Ama son yıllarda, bazı sermaye sahipleri, yapay oluşturulan ekonomik krizlere ve halkın ezildiği enflasyonun önemli yükselişine sebep olmuşlardır.
Stok tutarak, bilerek ve organize şekilde piyasaya malı arz etmemekte hiçbir vicdana sığmaz. Bu gelirin fırsatçılıkla aşırı oluşu da hiçbir kurala ve ahlaka da sığmaz.
Zaman zaman bazıları fiyatların yükselişinin durmaması için sebze meyvede imha yapıyorlar.
Televizyonlarda bu haberleri izledik. En önemli dışlamada bu gibilere karşı, vicdanlarda olmalıdır. Hırsızlığı, kötülüğü, usulsüzlüğü tabir caizse “çakallığı” adaletle, hukuk yoluyla tescillenmişleri derhal ait oldukları karanlık çöplüğe atmalıdır.
Aksini düşünmek bile istemiyorum. Dışlayıp cezalandırılmamak, devletimizin dibine dinamit koymak gibi olur.
Bin yıldan fazla geleneği olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti kanunları, mahkemeleri buna müsaade etmez. Etmemelidir.
Vatandaşının enflasyonla ezilip fakirleşmesini önlemeye çalışan devlet, diğer taraftan da devletliğini mağdur olan afetlere maruz kalan üreticiye de yardım ediyor. Üretimin devamlılığı için etmelidir de.
Tüccarına, esnafına, çiftçisine baba şefkatiyle yardım yapan devletimiz, acil olarak ekonomik krize sebep olanlara da demir yumruğunu, adalet kurumuyla vurmalıdır
Çok güzel yazmışsın baba güçlü bir kalemin var. Ellerine sağlık yeni yazılarını bekliyoruz.