Enerji ve maden alanlarına ait yeni düzenlemelerin yer aldığı kanun teklifi. ‘Zeytinlikler yok edilmesin, azalmasın ve çevre tahribatı ile doğamız bozulmasın.’ yasası olmuş.
Tabii yalnız zeytin alanlarını koruyan değil aynı zamanda ormanın korunması ile ilgili zorunlu yapılacak işler de sıralanmış.
Zeytinlik alanları yok etmeden nasıl maden sahası çalıştırılabilir, maden araması nasıl yapılabilir?
Açıkça yazılı bir kanun teklifi geçmiş komisyondan.
ÇED ile ilgili kaldırılan bir konu yok. Yine ilgili kurumlara, kendi görev alanlarına giren izinler için müracaat edilecek. Bu kurumlar da yetkilendirilmişler.
Önceki yazımda bu yeni yasa ile ilgili sadece zeytin ağacı düzenlemesi diyerek bahis etmiştim.
Komisyonda kabul edilen ve genel kurula sevk edilen yasa teklifinin esas adı, yazımın başında yazdığım, enerji ve maden alanlarındaki düzenlemelerde değişiklik yapılması ile ilgilidir.
Bundan önceki uygulamada aksayan veya eksik bulunan işler düzenlenmiş.
Maden arama ruhsatları, ücretlendirmeler, hazine payları madenlerin gruplanması ve önemli bazı stratejik madenlerle de ilgili yeni düzenlemeleri içerdiği açıkça belirtilmiş.
Orman Bakanlığı ve Çevre Şehircilik Bakanlığı ile Enerji ve Tabii kaynaklar Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlıkları arasındaki koordinasyon ve yetkiler açıkça belirtilmiş.
Zeytin alanlarının taşınması veya mümkün olamayanların ayni ölçek ve adette yeni zeytin bahçeleri tesisinin yapılması için önden alınan ücretlerle ilgili yeni düzenlemelerde açıkça belirlenmiştir.
Sahipli bahçeler karşılığında icabı halinde hazine arazilerinden 10 yıllık kiralama yapılabileceğini de kapsamış.
Komisyondan geçen kanun teklifinde,
Bana göre;
Madenlerimiz toprak altında atıl vaziyette kalmasınlar.
Aynı zamanda da toprak üstündeki mevcut, cennet orman ağaçları, zeytinlikler de eksilmesin diye düşünülmüş. Ülkemizin toplam ekonomik ve sağlık değerleri de bu şekilde korunmuş olsun.
Artan nüfusumuz, her geçen süreçte değişen dünya koşulları, iklim değişikliği, su krizlerinin belirtileri, enerji temini ve maliyetlerinin yükselişi aşikar.
Ülkemiz yöneticilerinin, devletimizin bekası, halkımızın refahı, huzuru ve güveni için daha hassas çalışması zorunlu olmuştur.
Gelişen teknolojileri kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti bugüne kadar değerlendirilememiş kıymetlerini kullanıp kendi kendine, yerli yeterlilik oranlarını daha da yukarı çıkarmalıdır.
Bunu son savaşlarda daha iyi anlamış olduk.
Dışarıya mahkum olan devletler hep sıkıntıda.
“Borç alan, emir alır.”
Misali koca devlet başkanlarının nasılda çaresiz kaldığı ve aşağılandığını canlı gördük. Halklarının kıyımını önleyemediklerini de gördük.
Rusya -Ukrayna, Filistin Gazze -İsrail -İran savaşları. Lübnan ve Suriye, Libya, Irak hatta Pakistan-Hindistan çatışmaları ve işgalleriyle canlı olarak gördük ve yaşadık.
Çevre tabii ki önemli, insanımızın hassas konusu.
Bizlerin çocuklarımız ve torunlarımıza bırakacağımız emaneti. Bunun her zaman bilinci içerisinde olmamız gerekir.
Fakat şu gerçeği de yaşayıp görüyoruz.
Rusya – Ukrayna savaşının çıkışı ile Almanya dahil birçok Avrupa ülkesi durdurduğu fosil yakıtlı enerji üretimlerini açtı. Hatta kapatmayı düşündüğü atom santrallerinin süresini uzattı.
Bu ülkelerin birçoğunu gezenlerimiz çoktur.
Burada yapılan santraller, işletilen madenler hangi çevre kirliliğini oluşturmuş.
Gezerken gıpta ile bakıyoruz.
Avrupalı madenlerini, ormanlarını, santrallerini usulüne uygun işletebiliyorsa Türk niye bundan mahrum kalsın.
Türk geri kalsın, uyanmasın, zenginleşmesin diye isteyenlerin oyununa gelmeden akılcı davranıp niye bin yıldır üzerinde oturduğumuz Anadolu’nun zenginliğini kullanmayalım.
Bir zamanlar bizleri aşağalamak için söylerlerdi.
“Su akar Türk bakar”
O devirler çoktan geçti.
Hamaset değil gerçek.
Artık.
Türk Yapar! Dünya ona bakar.”
İkinci yüzyıl bizim yüzyılımız.
Savunma sanayi başta olmak üzere,
Ticareten ve siyaseten geldiğimiz noktadan gurur duymalıyız. Her ne kadar içimizde burnunun önünü göremeyen karamsarlar olsa da, ülke olarak TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ olarak itibarımız ve gücümüz her geçen yıl artıyor.
Şimdi yazımın tam da burasında birilerinin, ekonomiden ne haber diyeceğini tahmin ediyorum.
Ben kendi yaşadığım süreçte belki 10’nun üzerinde ekonomik krizi gördüm, yaşadım.
Bünyeniz sağlamsa, ilaç da doğruysa hepsi gelir geçer.
Yeter ki ders alınsın ve sonrasında gelir dağılımı adaleti sağlansın. Halkın refahına katkı sağlansın.
Biz emperyalist ülke değiliz.
Başka ülkeleri sömürelim savaş çıkaralım oralara çökelim.
Ben inanıyorum. Kendi Sınırlarımız içerisinde, zenginliklerimizi fark edelim. Dışarıdan yardıma ihtiyacımız yok.
İç çekişmeleri bırakalım. Güven, huzur ve istikrar içerisinde bir olalım.
Bunu geçmişimize bakıp gelecek için söylüyorum.
Selçuklusu, Alpaslan’ı, Osmanlısı Fatih’i, Kanunisi Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ü başarmışlar.
Neden şimdi olamasın?
“Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.”
Diyerek bizlere hedefi gösteren rahmetli Büyük Devlet Adamı Cumhuriyetimizin banisi, MUSTAFA KEMAL ATATÜRK.
Kendinden sonra gelen bizlere yolu da yöntemi de göstermiştir.
86 milyon onun izinde değil miyiz?
Yeter ki (küffara karşı) bir olalım, beraber olalım.
TÜRKİYE YÜZYILINI KALKINMIŞ OLARAK YAŞAYALIM.