
Dünya üretiminin yüzde 90’ını karşılayan Türk çam balı, bilimsel altyapı ve katma değer odaklı yeni bir projeyle uluslararası pazarda üst segmente taşınacak. Hedef, ihracatta 250 milyon dolar ve Manuka balıyla rekabet.
Türkiye, yaklaşık 100 bin tonluk üretimiyle dünyanın en büyük ikinci bal üreticisi konumunda bulunurken, çam balında ise yüzde 90’lık payla küresel üretimin büyük bölümünü karşılıyor. Ancak üretimdeki bu güçlü tablo ihracat rakamlarına aynı ölçüde yansımıyor. Türkiye, 33,5 milyon dolarlık bal ihracatıyla dünya sıralamasında 18’inci sırada yer alıyor.
Bu tabloyu değiştirmek isteyen bal sektörü, “Türkiye Çam Balının Uluslararası Pazarda Rekabet Gücünün Artırılması” başlıklı 24 aylık Ar-Ge projesini hayata geçirmek için harekete geçti. Bal ihracatında Türkiye lideri olan Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği, projeyi Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü ile birlikte yürütmeyi planlıyor.
Birlik Başkanı Bedri Girit, Türkiye’nin üretim gücü ile ihracat geliri arasındaki farkın artık kapanması gerektiğini vurgulayarak, bal ihracatında ortalama birim fiyatın 3,9 dolar seviyesinde kaldığını söyledi. Çin’in 265 milyon dolar, Yeni Zelanda’nın ise 250 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdiğine dikkat çeken Girit, Türkiye’nin de bu seviyeye ulaşabilecek potansiyele sahip olduğunu ifade etti.
İhracatın artmasının arıcılık sektöründeki tüm paydaşlara ekonomik katkı sağlayacağını belirten Girit, üretim gücünün katma değerle buluşturulmasının zorunluluk haline geldiğini dile getirdi.
Birlik Yönetim Kurulu Üyesi Nedim Kalpaklıoğlu ise çam balının uluslararası pazarda düşük fiyatla konumlanmasının temel nedeninin bilimsel altyapı eksikliği olduğunu söyledi.
Muğla başta olmak üzere Aydın, Antalya, Balıkesir, İzmir, Manisa ve Çanakkale’de yıllık yaklaşık 25 bin ton çam balı üretildiğini aktaran Kalpaklıoğlu, çam balına özgü biyoaktif ve marker bileşenlerin uluslararası kabul görmüş şekilde tanımlanmadığını belirtti.
Çam balında bulunan protokateşik asit, alfa-pinen ve beta-pinen gibi bileşenlerin yüksek biyolojik potansiyele sahip olduğunu kaydeden Kalpaklıoğlu, bu potansiyelin bilimsel yayınlarla desteklenmesi halinde ürünün premium segmente taşınabileceğini söyledi.
Projenin nihai hedefinin Türk çam balını yüksek katma değerli bir ihracat ürünü haline getirmek olduğunu belirten Kalpaklıoğlu, bilimsel olarak standardize edilmiş ve fonksiyonel gıda olarak konumlandırılmış bir ürünle Manuka balına rakip olunabileceğini ifade etti.
Protokateşik asidin (PCA) Türk çam balının en önemli biyoaktif marker bileşenlerinden biri olduğuna dikkat çeken Kalpaklıoğlu, bu bileşenin ortaya konmasının ürünün kimyasal standardizasyonu, otantik doğrulaması ve uluslararası değerinin artırılması açısından kritik önemde olduğunu vurguladı.
Proje kapsamında:
Bu çalışmalarla Türk çam balının yalnızca geleneksel bir ürün değil, bilimsel temelli ve yüksek katma değerli bir fonksiyonel gıda olarak küresel pazarda konumlandırılması hedefleniyor.