Türkiye’nin batıya açılan penceresi.
Ege’nin incisi.
Yeşili mavisi ile temiz şehir.
Emekli şehri.
İhracat limanı, ticaretin merkezi.
Körfezin güzelliği.
İmbatın serinliği.
Fuar kenti İzmir.
İlklerin şehri.
Kurtuluş savaşında, Atatürk’ün
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz “emriyle kurtuluşu ilan ettiği şehir.
Son elli yılda sana ne yaptılar?
Tüm güzelliklerini yok ettiler.
Kokan körfezinle, altyapısının yetersiz olduğu sorunların ile senin güzelliklerini yok ettiler.
Aşırı artan nüfusun, içinden çıkılamaz hale gelen ulaşımın, trafiğin çilesi, gürültü, pislik, bozuk yolların.
Dağlarındaki mis kokulu çiçeklerinin, haykırılan marşlarla tüm Türkiye’ye yayılan güzelim
kırçiçekleri kokusu. Şimdilerde yerini beton tarlaları soğukluğu ile çirkinliğine bıraktı.
Dağlarında açan çiçeklerini yok ettiler.
Peki, bu kötülükleri sana kimler yaptı?
Tabiiki şimdiye kadar görev yapmış yerel yöneticileri ile yereldeki iktidar olan belediye başkanlarıyla meclis üyeleri!
Son elli yıldaki çarpık ve yanlış çalışmalar sonucunda bu hale geldik.
İzmir’in altyapısı ve coğrafyası 5 milyon nüfusu karşılayacak durumda değil.
Son yıllarda hızla gökyüzüne uzanan dikey yapılaşmanın getirdiği ve hala devam eden yoğunluk artışı karşısında maalesef bir metre yeni düşünülen yol yok. Tüm altyapı artan nüfusa göre büyütülmüş değil. Son derece yetersiz.
Örneğin; Kırkyıl evvel projelendirilmiş büyük kanal ve arıtma projesi kapasitesi şimdi dolmuş. Yanılmıyorsam şimdilik, soruna pansuman tedavi olarak bir ünite devreye alınmıştı.
Arıtma Büyük kanalın, İzmir’in nüfusunun 4-5 milyon olacağı öngörülmemiş. Ayrıca teknolojisi de eski kalmış.
Sonuç olarak tabi İzmir kokacak.
Körfez arkası bölgesine, yüksek yapılar izni verilmiş. Her geçen gün artış gösteren yapılaşma ile üst yapıda estetik görünüm belki güzel ama o yoğunluğa uygun yol ve trafik akışı sağlanmamıştır.
Akşam ve sabah trafiğinde çevreyolu dahil şehrin kuzey güney, doğu batı aksları felç oluyor. Saatlerce yolda geçen zaman ile boşa harcanan yakıt zararı ile çevre kirliliği de çabası.
Belediye Başkanlarının kendi gününü düşünmekten başka yarınlara hiçbir yeterli yatırım öngörüşü olmamış veya akıllarına gelmemiş.
İzmir sıkışıp kalmış, eski halini arar duruma getirilmiştir.
Şehrin göbeğindeki 440 dönümlük son kalan yeşil, kültürpark alanı, bakımı ve yeni ağaçlanması yetersiz olup kentin insanına sağladığı fayda da maalesef yoktur.
Güzelim Kültürpark küçük satıcılara rantiye yapılmıştır.
Kurulan satış tezgâhları ile açık hava pazaryeri , incik boncuk satış yeri olmuştur.
Bir bölümü de Büyükşehir çalışma birimleri olan mekâna dönüştürülerek resmi daire yapılmıştır.
Büyükşehir belediyemiz,
Elindeki hazineyi değerlendiremeyen mirasyedi durumuna düşülmüştür.
Doğal olarak büyüyen, yayılan şehrin ticareti ve sanayisi çeperlerde yapılmış ama belli bir süre sonra yine yerleşim alanları buraları çevrelemiştir.
Master planları hiç tutmamış,40, 50 yılı öngörememiş ve başarısız kalmıştır.
Anadolu’da yeni yapılaşan büyüyen şehirler daha planlı ve yaşanabilir akıllı şehirler olmuşlardır.
Bin yıllık ticaret ve tarım kentimiz her geçen yıl gerilemiştir.
Bunun sebebi rantı önceleyen Belediyeler ve onlarla İş birliği yapan inşaat yapımcıları olmuştur.
Sayın okurlar sizce de İzmir bozulmamış mı?
Çaresi yok mu?
Ona da cevabım var.
Başka yazımda…