
Türkiye’nin yüksek potansiyele sahip olmasına rağmen henüz başlangıç aşamasında bulunduğu denizüstü rüzgâr enerjisi (DRES) alanında bu yıl ilk somut adımların atılması beklenirken, yerli üretim şartlarına ilişkin dikkat çeken bir uyarı geldi. Sektör temsilcileri, geçmişte yapılan hataların tekrarlanmaması gerektiğine vurgu yapıyor.
Tibet Makina Genel Müdürü ve Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Başkan Yardımcısı Tibet Arbak, karasal rüzgâr santrallerinde 2017 yılında gerçekleştirilen ilk YEKA-RES yarışması sonrasında yapılan ihalelerde yerlilik şartının kule ve kanat üretimiyle sınırlı kaldığını hatırlattı. Arbak, benzer bir yaklaşımın denizüstü rüzgâr projelerinde tekrarlanmaması gerektiğini belirterek, “Türk sanayisi ve mühendislik gücü, yalnızca kule ve kanadı değil, yüzlerce aksam ve bütünleştirici parçayı yüksek standartlarda üretebilecek kapasiteye sahip. Kendi sanayicimize güvenmeliyiz” dedi.
Denizüstü rüzgâr santrallerinin çok sayıda sektöre iş imkânı sunan büyük bir üretim ekosistemi oluşturduğuna dikkat çeken Arbak, bu yatırımların karasal rüzgâr santrallerine kıyasla en az 10 kat daha fazla istihdam sağladığını ifade etti. Türkiye’de potansiyel YEKA alanlarının Marmara Denizi, Çanakkale açıkları ve Trakya’nın Karadeniz kıyıları olduğuna işaret eden Arbak, bu bölgelerin aynı zamanda yoğun sanayi ve yüksek elektrik tüketiminin bulunduğu merkezlere yakınlığıyla öne çıktığını söyledi.
Arbak, doğru kurgulanacak bir YEKA modelinin hem yerli hem de Türkiye’ye yatırım yapmak isteyen yabancı firmalar için avantaj sağlayacağını belirterek, “Katma değer zincirinin her halkasında Türkiye’de konuşlu şirketlerin yer almasını istiyoruz” diye konuştu.
Yerli üretimin yalnızca belirli alanlara sıkıştırılmasının risk oluşturduğunu vurgulayan Arbak, geçmişte yaşanan örnekleri hatırlattı. İzmir’de faaliyet gösteren dört türbin kanadı fabrikasının kısa sürede kapanmasının, projelerde ciddi aksamalara yol açtığını belirten Arbak, “Yerli üretimi sadece kule ve kanatla sınırlandırmak, sektördeki riskleri artırıyor. Stratejiler belirlenirken çeşitlilik sağlanmalı” ifadelerini kullandı.
Türkiye’nin 2035 yılı için belirlediği 5 bin MW’lık denizüstü rüzgâr kurulu güç hedefini yetersiz bulan Arbak, ülkenin 2050’ye kadar en az 30 bin MW kapasiteyi devreye alabilecek potansiyele sahip olduğunu dile getirdi.
Türk sanayisinin tersanecilik başta olmak üzere birçok alanda güçlü bir altyapıya sahip olduğunu kaydeden Arbak, “Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasında denizüstü rüzgârın üretim merkezi olabiliriz. Ancak yolun başında yapılacak hatalar, telafisi zor sonuçlar doğurabilir” dedi.
⦁Küresel Rüzgâr Enerjisi Konseyi’nin 2025 raporuna göre, dünya genelinde denizüstü rüzgâr kurulu gücü 83 bin MW’a ulaştı.
⦁48 bin MW kapasitede yeni proje inşaatı devam ediyor.
⦁Çin, 42 bin MW ile küresel kurulu gücün yaklaşık yarısını tek başına oluşturuyor.
⦁Denizüstü rüzgâr santralleri, özellikle Kuzey Avrupa ülkelerinde uzun süredir aktif şekilde kullanılıyor.
⦁Yüksek istihdam kapasitesi ve geniş tedarik zinciriyle öne çıkan DRES yatırımları, aynı zamanda ülkeler için stratejik önem taşıyor.
Türkiye ise güçlü sanayi altyapısı ve tersane kapasitesiyle, bu alanda üretim ve teknoloji geliştirme merkezi olabilecek potansiyele sahip bulunuyor.