Mübarek Kurban Bayramınızı kutlarım. Nicelerini sağlık huzur ve mutluluk içinde hep birlikte yaşayalım.
Anadolu’da Bin yıldır yaşıyoruz.
Selçuklu, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dönemleri bin yıllık, Türklerin, bizlerin yönetiminde olan Güzel Anadolu şehirlerimiz. İnsanlarımızın yaşamını sürdürdüğü yerler.
Bin yılda Dünyada olan değişimlerden ne kadar etkilenmişiz.
Nüfusun daha az olduğu dönemlere bakınca birçok şehrimizi kuran eski medeniyetlerin üzerine MS.1071 den sonra başlayarak yayılan Türk hakimiyeti Selçuklu ve Osmanlı devirlerinde Şehirlerimize yapılar inşa edilmiş.
Ceddimiz, Kendi mimari tarzlarında adeta buralara anıtsal yapılar , eserler katmışlar. Zirvesine ise Koca Mimar Sinan devrinde çıkılmış.
Bu eserlerden çoğu günümüze kadar korunmuş olmasına rağmen şehirlerimize sonradan yapılan birbirlerine uyumsuz yapılaşma ile kentlerin dokusu bozulmuştur.
Neden bu yargıya vardım?
Etrafımıza bakalım, nüfus artışı ile daha fazla yer açmak için dikey yapılaşma yanında eski şehir yapısına plansız ve düzensiz yeni yapılaşma adeta iç içe geçirilmiş. Gecekondularda cabası.
Birde eski yapılaşmanın yok edilip, kentin eski güzel dokusu hoyratça tahrip edilmiştir.
Bunları neden yazıyorum?
Zaten bildiğimiz şeyler;
Ama hızlı nüfus artışına girdiğimiz Cumhuriyetin onuncu yılından sonra ufak ufak sapmalar başlamış.
Aslında iki güzel örnek var.
Birincisi Ankara.
Rahmetli Atatürk Dünyaya gururla göstereceğimiz başkentimizin olması için planlı modern şehirleşme emri ile yapılaşma başlamış.
Geniş bulvarlar, caddeler ve devrin mimari özelliğini yansıtan yapılar. Yakın tarihlere kadar korunmuş.
Bir diğeri Konya. Yeni kurulan geniş bulvarlı bol yeşili olan sıfırdan ovaya yayılarak olan planlı yapılaşma.
Başka şehirlerimizde azda olsa mevcut.
Aslında Avrupa’nın bütün başkentlerine ve tarihi şehirlerine baktığımızda eski doku aynen kalmış. Binalar, meydanlar, parklar vs.bazalt taşlı parke döşemeler.
Nüfusun artışını yeni imar alanları ile şehre ilaveler yaparak belli ölçüye getirmişler.
Şehirlerimizin yapı ve görüntüsünün bozulması Belediyeciliğin son 70 yılda geldiği kötü yer. Rantiyenin artması, kaçak yapı, gecekondu. İmar afları. Beceriksiz belediye başkanları ve meclisleri ile siyasete kaynak aktarmak.
Bu çarpıklaşmanın en büyük sebeplerindendir.
Aklıma Küba’nın başkenti Habana’da şehir dokusunu incelemeye gittiğimizde gördüklerim geldi.
Belediye büyük bir bina zemin katında, yaklaşık 250 metrekare alanda, bilemiyorum kaç yılda bitmiş. şehrin bire bir maketini tüm bina ve yolları ile içine alan bir şekilde yaptırmış.
Balkon şeklinde yukarıdaki platformdan aşağı bakıp Havana şehrini, binalarını tüm özellikleri ile görüyorsunuz.
(üç renkte binalar)
Şehrin İspanyolların idaresindeki Vali dönemi, Batista dönemi ve sonraki dönem binaları. Hepsi ayrı renkte. Halka şeklinde şehir bozulmadan çeperi doğru genişlemiş. Bu yapılaşma katiyen şehrin silueti, tarihini aynen korumuş. Yollar, parklar, meydanlar, anıtlar hepsi yüzlerce yıl ayni yerinde.
Yeni evlenecekler sıkıntı içinde ,çünkü onlara ev yok. Gecekondu diye bir kavramda yok.
Castro devrim öncesi işçi ve köylülere söz vermiş. Bu zenginlerin evlerini size vereceğim demiş ve hakikaten vermiş.
ABD ye kaçan bütün zenginlerin evlerini dağıtmış.
Üç dört odalı ev bir aileye. Sonradan nüfus artıkça bir aile bir odaya kadar düşmüş ve sonunda yeni ev yok,evlenende beklemede.
Tabii bunu komünist rejimle sağlamış. Sonu hüsran ve fakirlik olmuş. Fakat Havana’nın tek binası bile ellenmeden öylece ayakta kalmış.
Ona özentim yok ama illa ki de şehirlerin dokusunun aynen kalması eski eserlerin korunması için komünist olmak gerekmemeli.
Bir başka saçma konu.2000 yılından evvelki imar yönetmeliğine göre yapılan binalar depreme karşı tehlikeli çürük. Diyorlar…
Yahu ben mi yanlış anlıyorum.
Bu yönetmelik çıktığında ne bilgisi eksikti acaba.
1400/1500 lerden kalan yapılanlar. Mimar Sinan eserleri ve diğerleri.1900 lü yıllardan ayakta kalmışlar. Cumhuriyetin ilk yıllarından 1989/90 lara kadar yapılmış sağlam bina yok mu?Dolu.
Nasıl kalmışlar.
Yönetmeliğe tam uymuş,bilimin dediğini yapmış en önemli de, hırsızlık,yolsuzluk yapılmamış.Yüzbinlerce “namuslu bina” var.
Peki çirkinlik maddi manevi milli servet ve can kaybımızın sebebi kim?
Belediyeler, Hırsızlık yapan müteahhit, inşaatçı ve resmî görevliler.
Denetleme ve cezada eksik kalan Hükümetler.
Dürüstleri tenzih ederim ,zaten kalan sağlar onlar sayesindedir.
TBMM tüm siyasi partilerine sözüm , bunun önlemini Türkiye Cumhuriyetimiz kanunları ve devletin gücü ile sağlamamız zor mu?
Aslında yerel yönetimler yasaları ,yönetmelikler belki de gözden geçirilmeli.
Dönüşüm!
Yani baştan kabulümüz , bizim ülkemizde sağlam bina ilk depreme kadardır. Her depremden sonra ayakta kalan sağlamı ayır. Geri kalan yıkılan ,çatlayan hasar alanı yık ,dönüştür.
Bu kadar kısa ömürlü bina bu devirde ekonomiye yıkımdır.
Ders alınsa bari.
Milli servete yazık.