DOLAR
42,5007
EURO
49,3389
ALTIN
5.763,59
BIST
10.898,70
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Yağmurlu
21°C
İzmir
21°C
Yağmurlu
Cumartesi Hafif Yağmurlu
17°C
Pazar Hafif Yağmurlu
17°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
18°C
Salı Az Bulutlu
18°C

İznik Konsülü

29.11.2025 13:16
A+
A-

Bir İnanç Toplantısından Öte, Millî Güvenlik Meselesi

Tarihte bazı semboller vardır; coğrafya kadar zihniyetlere de hükmeder. Hristiyan dünyası için İznik böyle bir semboldür. 325 yılında toplanan Birinci Konsül, yalnızca teolojik bir tartışma değil, Hristiyanlığın merkezî otoritesinin inşası açısından bir “kurucu senet” niteliğindedir. Bugün bile Katolik, Ortodoks ve hatta Protestan teolojisinde güç ve meşruiyet tartışmaları İznik’e dayanır.
Bu nedenle İznik, yalnızca bir yer adı değildir; bir hâkimiyet alanıdır, yumuşak güç aracı ve tarihsel hafızanın stratejik bir taşıyıcısıdır.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e kadar hiçbir yönetici İznik’in bu sembolik önemini hafife almamıştır.

İşgal döneminde bile, İstanbul’da fiilî yönetim el değiştirirken, İznik’te Hristiyan dünyasının “konsül toplama” ısrarlarına izin verilmemesi dikkate değerdir. İngiliz ve Fransız temsilcilerinin dönem dönem bu meseleyi gündeme getirdiği bilinir; fakat Ankara hükümeti, daha yeni kurulmakta olan devletin egemenlik alanında “kilise meclisi kararıyla siyasal üstünlük üretme girişimlerine” asla kapı aralamamıştır.

Bu hassasiyet üç temel gerekçeye dayanıyordu; 1-İznik’in teolojik kökenli bir güç merkezi olarak kullanılması, özellikle Ortodoks dünyasında bir “yeniden konumlanma” iddiasını canlı tutuyordu. 2-“Tarihte olduğu gibi bugün de Anadolu’nun ruhani merkez olması gerektiği” iddiası, diplomatik alanı aşarak jeopolitik bir iddiaya dönüşebilirdi. 3-Türkiye Cumhuriyeti, Lozan’ın çizdiği çerçevenin dışına taşacak her dini-siyasi girişimin, ileride egemenlik tartışmaları yaratabileceğini öngörüyordu.

Dolayısıyla devlet aklı, meseleye hiçbir zaman “dini tören” veya “teolojik toplantı” olarak bakmadı. Konuyu, “semboller üzerinden nüfuz mücadelesi” olarak değerlendirdi.

***

Bugün Vatikan’dan Moskova’ya kadar geniş bir coğrafyada İznik, hâlâ “ortodoksinin doğum yeri” olarak kabul edilir.

Düşünün; bir inanç sistemi kendi başlangıç kilisesini, kendi kurucu meclisini ve kendi yasama geleneğini Anadolu’da buluyor. Bu durum Hristiyan dünyasına iki büyük stratejik avantaj verir; 1. Tarihsel meşruiyetin bizde olması, onların sürekli sembolik bir talep üretmesini sağlıyor. Kudüs’ün bir diğer örnek olması gibi, İznik de “geleneksel hak iddiası” taşıyan bir mekândır. 2. Teolojik kararların yeniden yorumlanması ihtimali, mekâna güç yükler.

Bir “İznik Konsülü II” toplantısı, bugün küresel Hristiyanlık içinde en büyük otorite boşluğunu doldurabilir. Bu, tarihsel ve ruhani özerklik talebi açısından çok kritik bir unsurdur.

***

Fener Patrikhanesi’nin “Ekümenik” unvanı Türkiye tarafından tanınmasa da, Patrikhane bu unvanı uluslararası alanda her fırsatta genişletmeye çalışmaktadır. İznik Konsülü konusu Patrikhane’ye şu avantajları sağlar; Uluslararası meşruiyet ve görünürlük artar. “İznik’in mirasçısı biziz” söylemi, özellikle ABD ve AB’de ciddi diplomatik destek bulur. Ortodoks dünyasında liderlik yarışında Fener’in elini güçlendirir. Moskova Patrikhanesi ile yaşanan gerilimlerde Fener’i öne çıkaran en güçlü argümanlardan biri, “ilk konsül geleneğinin merkeziyiz” iddiasıdır.

Türkiye üzerinde sembolik baskı oluşturur.

Fener’in İznik’e dair söylemleri, zaman zaman Ankara’nın “Lozan çerçevesi” hassasiyetlerini hedef alan bir uluslararası tartışma yaratır.

Bu baskı, orta vadede statü değişikliği taleplerine zemin hazırlayabilir. Son yıllarda ABD ve AB raporlarında Fener Patrikhanesi’nin “ekümenik” olarak tanınması gerektiğine dair artan vurgu, İznik üzerinden yürütülen tarihsel sembol siyasetinin yeni bir evreye girdiğini gösteriyor.

***

Eğer İznik yeniden bir konsül tartışmasına açılırsa; Türkiye’nin Lozan’daki konumu aşınabilir, Hristiyan dünyasında Fener’e “ev sahibi” rolü verilerek yeni bir ruhani merkezleşme projesi başlatılabilir, sembolik adımların ileride siyasi statü taleplerine dönüşmesi ihtimali artabilir.

Bu nedenle mesele yalnızca dinî bir tören değil; egemenliğin sembolik sınırlarını test eden bir hamledir.

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.