Belediyelerin kurulması, ilk belediye nasıl, nerede kurulmuş, belediye Osmanlı’da nasıldı? Cumhuriyetle nasıl oldu? gibi konulara değinmeyeceğim.
Yaşadığım şehir, İzmir’de doğdum ve 80 yıldır yaşıyorum. Allah ömür verdikçe yaşayacağım.
Aklımın erdiği yaşlarımdan bugüne gördüklerim, duyduklarım ve deneyimlerimden biriktirdiğim şeyleri yazmaya çalışacağım.
Babam rahmetli Mehmet Yemişci, 1950’lerin başlarında Buca Belediyesi Meclis ve encümen üyesiydi. (Demokrat Parti)
Belediyenin o yıllarda bir kooperatif kurarak ekmek fabrikası kurma teşebbüsünde olduğunu sonradan başarılı olamayıp şirketin tasfiye olduğunu biliyorum. (Hasta babamın koluna girip, tasfiye memuruna imzasını atmaya 1960 da ben götürmüştüm.)
Belediyenin sağlık işlerinde doktoru olduğunu ve hemşerilerine hizmet ettiğini ve bu konuda başarılı olduğunu yaşadım.
Buca ve Kızılçullu (Şirinyer) altyapısının henüz olmadığı yıllar. Evlere şebeke suyunun geldiğini biliyorum.
Kömür, odun ile ısınıldığı ve mutfaklarda mangal kömürü, gaz ocağı kullanıldığı yılları yaşadık.
Gaz lambası ve mumla aydınlatma yapılıyordu. Radyonun önemli ve tek olduğu çoğu zamanda parazitli dinlendiği yıllar 1950’ler.
Zabıtalara Belediye çavuşu denirdi.
Trafik hizmeti, belediyelerdeydi.
Özel arabamızı babam 1950’de almıştı. Plakası; Buca Hususi 20 idi.
Bir tesadüf, ben belediyeye fiziken de yıllarca çok yakın oldum. IZMIR BELEDİYESİ binası (1876 halkın bağışlarıyla yapılan) Hisar önündeki tarihi bina .
900 sokakdaki.
Bizim komşumuzdur.
1950’den sonra babamların mağazası, sonrasında bizim devam ettiğimiz şimdide mülkümüz olan bina. Belediye binasının iki bitişiğidir.
Demokrat Partili Enver Dündar Başar ve Adalet Partili Osman Kibar Başkanları iyi hatırlıyorum.
Gelip gidişlerini görürdüm.
En son bu binada CHP’li rahmetli İhsan Alyanak başkan oturmuştu. Alyanak başkan ,bizim mağazanın bitişiğindeki komşuda Hasan Tuncay’ın önünde kaldırımda çok sık tavla oynardı. Onları seyrederdim.
Yıllar sonra Konak’taki Büyükşehir binası yıkıldı. Tunç Başkanın da makamı buraya taşındı.
Tarihi Binanın bugüne gelişi, yıkılmamasının nedeni, benim içinde olduğum ayrı bir tarihi olay. Birgün onu da yazarım.
Benim ilk okul yıllarımda İzmir nüfusu 400 bin civarındaydı.
Şehrin merkezi Konak, Kemeraltı civarında kanalizasyon teşkilatı 1870’lerden sonra Fransızların yaptığı sistem vardı. Konak’ta şehrin merkezinde o da.
Her sokaktan değil bazı sokaklardan geçiyor ve bütün atıklar denize akıtılıyordu.
Herhalde nüfus az olduğundan olacak, körfez temizdi. Mithatpaşa Caddesi’ndeki evlerden balık tutulup deniz banyosu alınıyordu. 1960 başlarında.
İki katlı sakız tipi evler tüm körfezi sarmalamış Güzelyalı’dan, Alsancak, Bayraklı ve Karşıyaka sahili böyleydi.
1960’dan sonra ekonomik gelirdeki artışla birlikte eski Rum evleri ve villalar yıkılıp apartmanlar yükselmeye başladı. En hızlı dönüşüm de1970’li yıllarda yaşandı. Sahildeki nüfus, apartmanlar yüzünden 20 kat arttı. Bir binada bir aile otururken bir apartmanda 50/60 kişi bazen 100 kişi oturmaya başladı.
Şehrin tüm ticari hayatı Konak, Fevzipaşa Bulvarı, Mezarlıkbaşı’ndan yine Konağa kavuşan dairenin içindeydi.
Beyler sokakları doktorlar ve eczanelerin yegane bulunduğu yerdi. Tüm aktiviteler buradaydı. Mahkemeler, Avukatlar, Vilayet, Belediye, Çarşılar, Hastahane, Cezaevi.
Pamuk depoları, İncir, üzüm, zeytinyağı, sabun işletmeleri, sebze meyve hanları (Hal olmadığı yıllar)
Tüm alışveriş ihtiyacınızı göreceğiniz tek merkez bu geniş daire içinde, Konak çukurundaydı.
Karşıyaka’nın sırtlarında gecekondular henüz yoktu. Kadifekale’nin, Ballıkuyu ve civarı ve Çimentepe, Topaltı, Kapılar ve kaleye doğru olan sırtlar, namazgâh ve İkiçeşmelik, Agora. Müslüman nüfusun yaşadığı eski yerleşimdi. Bayraklı sırtları tarafında yapılaşma, gecekondular yeni çoğalmaya başlamışlardı.
Balçova’nın domatesi, kalenin baklası, Bornova’nın bamyası, Papazın (Bostanlı)eriği, Halkapınar’ın yeşilliği patlıcanı. Buca Kozağaç’ın çekirdeksiz üzüm bağları ve bardacıkları henüz yetiştiriliyordu. Tarlalar üretimdeydi.
Şehrin merkezi dışında Bornova, Buca ve Karşıyaka ayrı metropolle bitişik yapılaşma yoktu. Balçova, İnciraltı civarı İzmir’in sebze ihtiyacını gören yerlerdi.
Yakın zamana kadar mandalin bahçeleri ve bademliklerle çevriliydik.
Tepecik, Altında, Çamdibi, Bornova arasındaki tarlalarda da sebze meyve yetiştirilirdi.
1980’lerde Gıda Çarşısı yapılıncaya kadar oralarda yapılaşma yoktu. Marul, maydanoz ve roka tarlaları vardı.
Şehri besleyen tüm alanlar İzmir’in hemen içinde sayılırdı.
Konakta Vilayet önü meydanı ve etrafı parke taşlı kaplıydı. Asfalt henüz şehrin sokaklarına girmemişti.
Ulaşımda 1954 tramvaylar kalkınca yerine troleybüsler gelmişti. Ayrıca otobüsler ve minibüsler, kaptıkaçtılar ( steyşın) vardı.
Tren, Buca, Bornova, Gaziemir ve Seydişehir arasında çalışıyordu.
Deniz ulaşımı K.Yaka, Bayraklı Konak ve Alsancak arasında yolcu vapurlarıyla yapılıyordu.
Şehrin çeperleri tamamen boş tepeler ve tarlalarla çevriliydi.
Şimdi geldiğimiz durumu yazmayacağım onu siz eski ile karşılaştırırsınız.
Buraya kadar anılarımdan ve geçmişten biraz nostalji yaptım.
Yazımın devamı bölüm (2) de.