Avrupa devletleri gelişmişlik seviyesine geldik.
Yeni nüfus verileri açıklanmış.
Türkiye nüfusumuz 85 milyon 650 bin olmuş.
Üç yıldır nüfusumuzda yatay artış oluyor. Senede 200 bin civarında artış olmuş.
Ben başka bir istatistik rakamından dolayı, yazımın başına bu cümleyi müjdeledim.
Şehirlerde il ve ilçe merkezlerinde nüfus yüzde 93.4 kırsaldaki nüfusumuz yüzde 6.6 ya inmiş.
5,4 milyon civarında vatandaşımız köylerde yaşıyor.
Bundan yaklaşık yirmi beş otuz yıl önce söylenen bir söz vardı.
Rahmetli Başbakan Demirel, söylüyordu.
AB ülkelerinde ortalama nüfusun yüzde 5 veya 6 civarı kırsalda yaşıyor. ABD ise bu oran yüzde 1,5 kırsalda yaşıyor, diyerek şöyle devam ediyordu; -Biz de bu kırsal nüfus oranlarına gelince, sanayileşmiş, gelişmiş ülke olacağız- diye anlatıyordu.
Bilmiyorum. Acaba yeni yeni gelişen sanayimiz için kapital sahipleri, köyden kente sanayiye ucuz işçi istiyor da onun için mi böyle deniyordu?
O zamanlarda kırsaldaki nüfus yüzde 50’lerin üzerindeydi.
Aslında şehirlerde aşırı nüfus dan dolayı altyapı baskısı, ağır ve hızlı gecekondulaşma bu kadar değildi.
Köylerde, kırsaldaki nüfus aile ziraatı, üretim yapıyordu. Kendi ihtiyaçlarının bir kısmını bu üretimlerle karşılıyorlardı.
Ekmeği, sütü, yoğurdu kendi üretimleriydi.
Hatta şehirlerdeki akrabalarına bile bu kendi üretimlerinden gönderip aile bütçelerine katkı koyuyorlardı.
Yıllar içinde şehirleşme teşviki neye sebep oldu?
Sanayi çarpık kurulmaya başlandı. Yer seçimi şehir içleri ve yakın çeperleri ile tarım alanlarını tercih etmeye başladı.
İstihdam açığını da sanayimiz, köyden kırsaldan şehirlere göçün teşviki ile kapattı.
Asgari ücretle çalışan, bir evden üç beş kişinin çoluk çocuk işe başlamasıyla şehirlerde göç hızlandı.
Şehrin çeperlerinde, altyapısı olmayan gelişigüzel gecekondulaşma fazlalaştı. Günümüze geldiğimizde 2025 Türkiye’sinde kırsalda nüfusun ancak yüzde 6’sı kalmış.
Peki Avrupa devletlerinin gelişmişlik seviyesine gelebildik mi?
Kişi başı milli gelir 13 bin $ oldu, doğrudur.
Avrupa’da 30/40 bin $ ortalama.
Fakat az bir miktar gelir dağılımı iyileşse de istenilen düzeye henüz ulaşamadık.
Zaten sorunda gelir dağılımının bozuk olması ile ithalatın hala ihracattan fazla oluşudur.
Enerjisi, petrolü kendine yeten ülke değiliz. Ancak, bu açığımızı son yıllardaki kapatma gayretleri olmasını görüyoruz. Yerli enerjiye yapılan yatırımlar her ne kadar karşılığını bulsa da büyüyen Türkiye ekonomisi ihtiyacını tam karşılayamayacağı da bir gerçek.
Daha çok katma değerli ürün ihracatımızın artması şart.
Birde yerli patent ve marka sahibi olabilmek önemli.
Ben şahsen ümitliyim.
Bunca üretimde başarılı olan, ihracatını 300 milyar $’a yaklaştıran Türk sanayicisi, ihracatçısı bunu rahatlıkla başaracaktır.
Turizm ve savunma sanayisindeki İvme giderek tırmanacaktır.
Yine kırsal ve şehirler nüfusuna dönersek.
Plansız, altyapısız şehirlere gecekondu stokları yığan bu göç aslında çarpık kentleşme ile ülkemize çok pahalıya mal oldu.
Köyünde mutlu insanlar şehirlerde düzgün olmayan, sıkıntılı bir hayatla tanıştılar. Fakat burada doğan yetişenlerde hiçbir zaman geldikleri yerlere dönmeyi düşünmediler.
Sonuç;
AB gibi, ABD gibi kırsal nüfusumuzu azalttık.
Ama sosyolojik zayıflık, aile düzeninde zafiyet sahibi oldu.
Onlar kadar zengin de olamadık.
Ayrıca 2,8 nüfus artış hızından 1.5 geriledik. Öğündüğümüz genç nüfus avantajımızı kaybetme eşiğine geldik.
Peki; bundan sonra ne olmalı?
Hükümet bu alarmı görüp birtakım tedbirler ile nüfus artışımız için çare ortaya koydu.
Yeni teşvikler açıkladı.
Evlenme yaşının daha makule gelmesi ve çocuk sahibi olmayı maddi yardımlarla teşvik ediyor.
Boşalan kırsalda daha fazla makina gücü teknik üretim artabilir.
Şehirlerde de kentsel dönüşümün hızlanmasıyla belki daha standardı yüksek yaşam kalitesine ulaşılabilir.
Bundan sonra bir karış tarım toprağının zayi edilmemesi, yapılaşmaya türlü hilelerle açılmaması şart.
Eldekini mi muhafaza etmek yoksa yeni alanlar mı tarıma katmak?
Hangisi daha az maliyetli?
Tabii ki bu cennet Anadolu verimli tarım alanlarını korumak önemli.
Hele ufukta Dünya’nın iklim değişmesinden yaşayacağı sıkıntılar var deniyor.
Bu hakikaten gerçekse…
Tarımsal üretim daha da kıymetli olacak.