Yaşanmışlıklara, yaşananlara, yaşatılanlara, yenik düşenler olur.
Zaman zaman, ara sıra, o kadar. Sporcular, futbolcular, forma aşkı için, taraftar için oynuyor dense de sonuçta, önce kendi için oynar.
Geleceği, sevdiği, bildiği, yatkınlığı, becerisi olan en popüler spor dalı için. Var güçleriyle çaba gösterirler. Kapasiteleri kadar. Kimi o meşin yuvarlağı ‘depiklemek’ olarak algılasa da oysa. Gelişen bilim dalıdır, hatta total bilimdir. Her daldan yer alır.
Her gün öğrenilecek bir durumu vardır. Kitabi de oynanmaz sadece. Saha bambaşka bir kültürdür, hazinedir.
Asla, izlemeye benzemez. Hakemlerin de kitabına uydurması değil, kitaba uyması esastır.
Futbol oyun kuralları sürekli değişir, yenilenir. Daha hızlı, daha uzun süreli oynanması, daha çok gol olması, seyirciye de keyif vermesi ve de insan canı ve sağlığı için, güncellenir.
Futbolun içinde olan herkesin, bilmesi gerekir; ‘En az hakemler kadar’. Amatör, profesyonel, tüm paydaşlara da ders verilmeli. Sınav yapılmalı geçemeyene de vize yapılmamalı, transfer de yapamamalılar. En basit bilmesi gerekenleri, öğrensinler, bilsinler o bile yeter.
Sorsan herkes, hepsi, ‘Her şeyi biliyor’.
Futbolcular zekidir, akıllıdır, oyun zekâları da vardır. Bazıları o güzelim zekalarını farklı yönlerde kullanır. Ve de aklını kullandıklarını sanırlar. Oysa sen, idmandan kaytarma, çok çalış, tecrübene güvenip de ‘Bana mı öğreteceksin’ deme, yeter. İki maça çıkanın bile sahada neler yapabileceğini görüyoruz artık. Yetenek ve gelişim meselesi.
Devir değişti.
Futbolcular seneye farklı yerde, farklı konumda, daha çok gelir elde etmenin peşine düşerlerken. Hakemler de öyle. O maç iyi geçerse, haftaya da maç bekler. Tıpkı futbolcunun gelecek haftalara bakıp, forma beklediği gibi. Oysa ana, o ana bakmak gerek.
O dakika, o saniye. O sahadasın, bir görevin var, bir adın soyadın var, ismin var cismin var.
Bir varlıksın, yetenek var, fırsat var, işte o an, bu an. Çık topunu oyna, çık maçını yönet. Oralara gelmek için ne çileler çektin, iyi düşün. Küçümseme, azımsama. ‘Senin yerinde olmak isteyenler o kadar çok var ki’.
En doğal örneği, top toplayıcı adı verilen o çocuklar, ergen adayları. Çoğu da bir yerlerde oynuyor zaten. Herkesin bir ailesi var, kimse gökten zembille inmedi. Peygamber değiliz hiçbirimiz. Mükemmel olmamız beklenemez. Robotu sürsen sahaya, dronu da tepeden diksen. Mükemmel olamaz. Futbolun da güzelliği burada, hata olacak ki. Gol olsun, heyecan olsun. Ama, ancak. Niyetin iyi olsun. Kurallarda bile, bu kelime. Var mı ötesi ?
Pembe bir tablo sunmak değil, derdim. Faul de olur, olay da çıkar. Futbolun fıtratında bu var, tamam da.
Hayır kurumu da değil orası. Tek konu ‘adaletin baş tacı olması’. Futbolcusun, seni, takımını izlemeye gelenler için, o şerefli formanın ve de oyunun hakkını vermen gerek. Hakem isen o asil formanın da hakkı, maç bitiminde seni bekliyor olacak. İnsanız hepimiz. Kimse mükemmel, kusursuz, harika değil. Öyle bir beklenti içine de girmeyin ki, hayal kırıklığı yaşamayın. Zaten sahada yaşadığımız, yaşattığımız hayaller, umutlar ve de devamında hayal kırıklığı değil mi ?
İşin zorunu yapmakta, pek de mahiriz. Futbol aslında çok kolay. Topun yuvarlak olması bile nimettir. Bu ne demektir, döne döne gidebilir yani. Sen yön ver, yuvarlansın gitsin. Her şey 12 santimetre kalınlığındaki çizgiyi geçip, adına gol denmesidir. Bunun üzerine kurulmuştur. Gol çizgisi değil sadece. Kenarlar, kale alanı, ceza alanı, orta saha filan hepsi aynı. İçerde mi, dışarda mı ? Topun yerden ve de havadan tamamının, %100’ünün geçmesidir. Ben demiyorum kural diyor. Taç mesela, top çizgi üzerinde yüzde 67,89’u içerde. Çizgiler oyun alanına dahil. Kuralda yazıyor. Bunu bilmek, uygulamak şart. Yardımcı hakem işi gücü bu, sınavlardan, antrenmanlardan geçiyor oraya geliyor. Yanda daha başarılı olduğu için de orada, o görev verilmiş. Bakıyor, görüyor. Eliyle de oyna işareti de yapıyor. Yedek kulübesinde oturan bile içerde olduğunu tam göremez. Konuya uzak yakın herkesin, kollar havada.
Kolunu kaldırıp indiresiye kadar da. Pozisyon geçmiş bitmiş, nizami devam eder. Bir bakmışsın top filelerinde, golü yemiştir. Aklı hala orada, kolu hala havada birkaçının. Bunu gören, takımını, armasını çok seven seyirci de. ‘ Bizimkiler, boş konuşmaz’ diyor. Başlasın küfürler, gelsin olaylar. Bu kadar da basit değil ki, Türkçesi ayaktopu denilen oyun. Önemli olan ‘ayakla oynamak, ayak oyunları yapmamak’. Aslında hepimiz tertemiziz, nedense sahada. Kendimizi kurtarmak için, kirleniyoruz.
Peki, kirlendiğimizin farkında mıyız ? Kalabalık grup, her aileden gelen var dedik. Herkes insan evladı, ana yavrusu, ana kucağından baba ocağından. Geçmişi unutmadan, nereden gelip nereye gittiğimizi de unutmadan. Araştırmadan yazmayız, ne gördüysek o. Kimseden yana değilim, insan olandan, insan kalabilenlerden, iyilerden yanayım sadece. O kadar. Hakemler ‘öcü’ değil, futbolcular da ‘kötü’ değil. Herkesin içinden bir cevher vardır. Çıkarmaya, üşenir. Bazıların ki derin uykudadır, o kadar.
Profesyonel lig maçında, eller kollar havaya kalktı. Pozisyonun dibindeyim, yok penaltı. Oyna işareti yaptım, kalk gibisinden. Pozisyon döndü, iki paslaşma gitti bu kez diğer takımın vuruşunda top filelerde. Kafa öncesinde, bırak onu artık. Deplasman takımıymış sonradan, maç bitince anladım.
Bilmezdim, unuturdum formaları, adlarını. Futbolcu adları hariç, onu bilmek iyidir.
Ev sahibi takımın kaptanına dedim ki, ‘Vicdanen rahatım’. Şaşırdı kaldı, ilk kez böyle bir şey duymuş, öyle söyledi. Maçın bitiminde ‘Haklısın hocam yedirmeye çalıştık, biz böyleyiz kusura bakma’ dedi. Önemli olan, küfürü, yaygarayı duyunca da işin ‘Telafi’ yönüne gitmemek. Futbolun ruhunu, oynayanların halet-i ruhiyyesini bilmek hissetmek, hakemlerin ciğerini bilmek, anlayabilmek gerek. Futbolcu kardeşim mesela. Kural biliyor ama, kendine göre yorumluyor. Bu da güzel aslında, biliyor en azından.
Öyle olabileceğini. Hiç alakasız olanlar da var. Taç atışından ofsayt olmayacağını bilmeyen o kadar teknik adam var ki. Seyirciyi bile kandırıyor, formasına ihanet değil midir bu ? İçindeki kötü ruh öne geçer. Her zaman böyle olmaz tamam da. Az olsa biraz daha azalsa hoş olmaz mı derdim bu ? En küçük bir güzel hareket, çok güzel hareketler görünce de balıklama atlıyorum, kusura bakmayın. Pek görmüyoruz da.
Kızılkaya Tarım Şanlıurfaspor – Sultan Su İnegölspor, 2.Lig maçı.
Yakup Özhan maçın hakemi Ali Gün ile Ali İmran Genli yardımcıları, Muhammed Ömür de dördüncü hakem.
Gözlemci Hikmet Kırıktaş, temsilciler de Gülhan Özkan ile Aykut Dündar. Teknik adamlar da Cihat Arslan ile İsmail Güldüren, bidik tanıdık simaların önünde olunca daha güzel oluyor.
Hakem alkışlar mı? Bunu soran da çıkar. Aslında bu ekipten belli.
Güzel giden maç. Ofsayt deniyor, top ayaktan çıktığı anda değil, gördüm.
Değil bence, yani.
Oyun gereği 88’de sarı kart görse de Berk İsmail Ünsal’a faul yapar, Yasin Ozan.
Omuzundan çevirir. Yakup Özhan, dibinde.
Net faul, atlamamış, sarı kart gösterir. Alışkınız normalde dönüp, dirsek atıp, üzerine yürürler hem de adına süper denen ligde. Görseler, ibret alsalar ya. Berk öylece durur, elini uzatır Yasin Hemen sarılırlar, bayram sabahındaki gibi.
Tebessüm harika, zirvede. Hakem Yakup da bu tabloyu görünce içinden gelir, alkışlar. İnsanca, etiğe de uygun.
Yürekten kutlarım, çok hoş görüntüler. Her zaman veya sık sık görme umuduyla. İyilik bulaşıcıdır, çoğalması dileklerimle.
İyi insanlara denk gelesiniz inşallah.


