Bir ülkenin zenginliğinin ölçü birimi, üretimi, dış geliri ve hizmet gelirleri toplamı olan MİLLİ HASILASIDIR.
Bunu ülkenin nüfus sayısına bölerseniz kişi başı yıllık gelirinizi bulursunuz. Bizim kişi başı milli gelirimiz 10 bin Doların üzerine çıktı.
Birde devletin bir yıl için yaptığı merkezi bütçesi vardır. Bütçenin en sağlam gelir kaynağı topladığı vergilerdir. Son dört yıldan beri (Pandemiden sonra) gelirlerdeki artış hızı maalesef bir yıl öncesine göre enflasyonu göz önüne aldığınızda, düşük kalmaktadır.
Ev kiralarının dondurulması ekonomide dengeleri de etkiledi. Kiracı da ev sahibi de şikayetçi. İstikrarsızlık devam ettiği ve hareketin hep yukarı olduğu süreçte piyasada başıbozukluk da ortaya çıkıyor.
Genel duruma bakıp en basitinden böyle değerlendirebiliriz. Çalışanlarına devletin yaptığı zam oranı biraz da olsa enflasyon etkisini azaltmak içindir. Buna rağmen tek emekli maaşı ile olanların sıkıntısı da ülkemizin gerçeğidir.
Maaş yanında yükü azaltıcı yan katkılar iyi düşünülmüş fakat yine de düşük maaşların yetersizliğini karşılayamıyor. SGK yıllık yaptığı emekli ödemesi ile çalışanlardan topladığı pirim tutarı neredeyse eşite yakın. Yani çalışan sayısının daha da artması ve emeklilere dağıtılacak maaşların da bununla orantılı artması şart. Sigorta sisteminin matematik olarak yürütülebilmesi için. Yoksa eski yıllardaki batık SSK durumuna gelmeyi kimse istemez.
Devletin vergi gelirlerindeki adaletsizlik had safhada. Vergi alınanlar yani mükelleflerden alınan verginin adil olması yanında esas kayıp ve kaçak kaynağı, kayıt dışı ekonomiden olan zaiyattır. Bunun tam rakamının da maalesef belirlenemediğini düşünüyorum. Birçok meslekte kayıt dışılık normal karşılanır olmuştur. Üreticinin ürettiğinin pazarlamasında kayıt dışı yollardan çok büyük kazanç elde edenler bir taraftan da lüks yaşamlarıyla dikkat ve tepki çekmektedir. Türkiye’mizde artan refah düzeyi, büyük bir kesimin lüksü yaşam tarzı bu yönden azgelişmiş, bordrolu ve vergisini düzgün veren insanları üzmektedir. Enflasyondan bunalan ve geçim derdine düşenlerin olduğu ekonominin krizli zamanlarında bu durum, sosyal barış içinde tehlike oluşturmaktadır. Her kesim, her sektör birbirlerinin kazandıkları ve zenginleşmeleri hakkında daha çok sosyal medyada tartışmaktadır. Bölücülük argümanlarına birde fakirlik zenginlik kışkırtması yapanlar eklenmiştir.
Ben şahsen ticari hayata girdiğim 1960 yılından beri onlarca ekonomik kriz, siyasi kriz ve darbeler yaşayan bir nesildenim. Türkiye’miz bunların hepsinden ağır veya hafif hasar alsa da, dimdik ayakta çıkmış ve yenmeyi başarmıştır. Halkımızın sağ duyusu, siyasetçilerin ülkemizin geleceği konusunda küçük bir kesim hariç elbirliği ile dıştan gelebilecek kötülüklere öyle veya böyle hep karşı olmuştur. Bin yıldan fazla devlet geleneği, Oturmuş deneyimli Cumhuriyeti, demokrasi anlayışı ve vatan sevgisi üstün Türk Milleti sayesinde, rayından çıkarmak isteyenler, asker, sivil, siyasi ve ajan provokatörlere her zaman galip gelmiştir. Bundan sonrada Devletimizi, Cumhuriyetimizi ilelebed korumak, güçlü Türk Milletinin özünde olan en önemli hasletidir. Belki akla şu gelebilir. Düşük maaşlı geliri yetersiz olanlar nasıl geçinebiliyor? Türk insanının yardımlaşması, akraba dayanışması, memleket, köy ürünleri desteği, kurumların sosyal yardımı. Devletin bazı maaş dışı destek ve yardımları bir nebze fayda sağlamıştır. Milli gelirin artışının daha da iyileşmesiyle sosyal devlet anlayışının uygulanması için hükümetin bütçesine daha çok kaynak olacaktır. Ülkemizdeki üretim ve gelirlerin artışı bireylerinde daha üst düzey refaha ermesine sebep olacaktır. Ancak bir şartla. Çok kazanandan çok, az kazanandan daha az. Belli kesimden de hiç vergi alınmaması sağlanmalıdır. (Bunlar zaten yapılıyor fakat yeni bir ayarlama şart) Türkiye’mizin kaynakları yeterlidir. Adil dağıtılması, israf ve kaçakların önlenmesi şartıyla…
Daha yeni vergi paketi için çalışılıyor lafı bile muhalefet tarafından kafa karışıklığı oluşturmasına yetmiştir. Temennimiz bu uygulamanın halkın sıkıntı içinde olan kesimleri lehine adil bir düzenleme getirilmesidir