DOLAR
44,1152
EURO
51,0876
ALTIN
7.329,17
BIST
13.200,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Az Bulutlu
18°C
İzmir
18°C
Az Bulutlu
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Açık
18°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
17°C
Pazar Parçalı Bulutlu
16°C

17 kitaplı Veli Bayrak, hakemleri öyle bir yazdı ki

12.03.2026 12:34
A+
A-

Moda ya bugünlerde özellikle, hakemlere sallayan sallayana.

Hep kendi takımı kazansın isteyenler, ‘vur abalıya misali’ ağzı torba değil ki büzesin.

Bir de ‘klavye kahramanlığı’ çıktı başımıza, günün modası.

Küfür, hakaret, tonla.

Eski sporcu, şimdinin bol ödüllü 17 kitaplı yazarı, hakemlere hak verdi.

Öyle bir yazdı ki…

Buyurun…

Merhum Metin Kurt’un dediği gibi. O da arsada başladı, oynadı, borsada değil. İki taş bir de topa benzeyen yuvarlak cisim yeterli idi. Abidin Paşa Endüstri Meslek Lisesi ile Devlet Tiyatroları Spor Kulübü’nde forma giydi. Orta sahanın dinamosuydu, asistliği sevdi.

Tercüman, Güneş, Bulvar, Hürriyet gazetelerine çok çıktı.

O zamanlar sık sık yer verilirdi, okul maçlarına da yıldız tablo, fotoğraflı. Şimdilerde gazete okunmuyor, alınmıyor çok üzücü. Okunacak gazete de kaldı mı ki. Haftanın, yılın karmalarına seçildi. Parmakla gösteriliyordu. Kuruldu, yeni başladılar 6 ayda 8 maçı kayıpsız geçti. Ekip de harikaydı. Ayağa milimetrik paslar, Veli Bayrak’tan. Kim mi, yazar sporcu ne de olsa mizah yazar, mizahi yazar. Kartın sarısını bile görmedi. Barışçıl, insan sever, o bir sporcu. Bırakmak zorunda kaldı. Babası ‘Top karın doyurmaz’ deyiverdi, o yıllarda hep böyle denirdi.

Karın doyurmayı bırakın, refahın yolu oydu, halen daha da böyle. Yazar oldu, ‘Hoş o da karın doyurmuyor ya’ dese de. 17 kitabı var. Stili, tarzı tam da Muzaffer İzgü. Hatta rahmetlinin kendisini övmüşlüğü de var, komplekssizdi, merhum Muzaffer amca. Beni bile övmüştü, vakti zamanındaki ödül törenimizde. Sivas Kangal, Zerk Köyü nüfusuna kayıtlı. 1969’da Tuzluçayır’da doğdu büyüdü, okullarını da Ankara’da tamamladı. ‘Kara-Katür Yazılar’, ‘Aksi Yazılar ve Balıkgiller’ isimli köşe yazılarıyla mizah öyküsü, edebiyat ve gündeme dair yazılar kaleme aldı. İlk kitabı, 2015 yılındaki ‘Gülümse seviyorum’ ile yola başladı, habire yazıyor.

Ödülleri de bol. 17 kitabı var. Gülümse seviyorum, Elif’in saçları, Oğluma öldüğümü söylemeyin, Perperike, Kimliğimi Kaybettim Hü-Küm-Lü-Dür,  Sara, Bizim çocuklar, Milli halı, Vay başımdan geçenler, Ortaya barışık öyküler, Baki selamlar Baki Kimse ?, Amele diplomat, Atlar terleyince su içer, Babalar kızlarına verdiği sözü tutar, Dünyanın bütün ölüleri birleşin, Tiyatrolaştırılmış eserleri de var Tuzluçayır, Natoyolu, Hayat, Çöplük.

Yıkılan, yok olan Ankara 19 Mayıs Stadyumu dış saha, ocağıydı, yuvasıydı.

Gelelim işin sportif yanına. Hakemlerden Selçuk Dereli’yi çok beğenirdi.

Eşref Kançıkmaz, Ahmet Çiçek, Murat Aydın, Harun Yalçınkaya, Ali Özcan, Hayrettin Coşkun, Hasan  Yavuz, Tahir Köken, Kasım Avcı, Adem Aydın, Naci Akkuş, Cengiz Çelen, Ahmet Çiçek, Yener Polat, Uğur Kuşdemir, Argun Akın, Yalçın Cirit, Hakkı Kavşak, Mehmet Saim Ulutan, Teoman Parer, Selahattin Salar, Cevat Turgut, Gökhan Öndersev, Kadri İçin, Ali Özen, Fikri Kuşdemir, Koray Kamalıoğlu, Fuat Danışan, Sait Gökalp, Muzaffer Kağıtçıoğlu, Metin Köksal, Sebahattin Dalgıç, Sebahattin Bitirim, Olcay Yersel, Bahattin Şen, Yıldırım Eraslan, Ertan Aşar, Nazif Azrak, Refik Şentürk, Vedat Paşaoğlu, Hasan Türkmenoğlu, Sebahattin Şahin, Ercan Kunak, Semih Kunak, Yalçın Martı, Kemal Yetişgin, Necdet Sinanoğlu, Ömer Cülük, Hamdi Yıldırım, Hayati Tırak, Osman Kına, Mehmet Yücel, Rahmi Çatkın, Bekir Sekmen, Necip Hüsnü Yalçınkaya, Zafer Akyüz, Cengiz Akyüz, Hüseyin Balcı, Metin Yılmaz Gür, Recep İlker, Cemalettin Çelik, Turgut Şen, Osman Özdemir, Yavuz Şahin, Cemal İrhan, Mahir Özdemir, Necati Ödek, Zekeriya Ayan, Selahattin Coşkun, Fikret Şahin, İrfan Çakır, Zekai Ayan, Yıldırım Eraslan, Tuba Tosun, Kadriye Gökçek, Deniz Gökçek, Ahmet Ekşi, Hasan Işıktaş, Ramazan Atılgan, Selçuk Dereli, Satılmış Bostan, Yekta İnce, Selçuk Yılmaz, Soner Kızıl ile Hasan Yıldırım, 90’lı yılların Ankaralı hakemleri.

Bırakmak zorunda kalsa da ’emek davasına’, aklı hep futbolda kaldı, gizli gizli izledi. İş kuleleri ile apartmanların yükseldiği Tuzluçayır Natoyolu’nun boş alanlarında geçti çocukluğu. Ot bile yoktu. Direk dikip, pazar fileleri çekerlerdi, büyük mutluluktu. Taştan daha moderni. Bu kez top yok, içi dışı ayrı alınır, pompa bulmak çok zordu.

Yasaktı, Halkevleri’nin düzenlediği semtler arası turnuvalara katıldı, gizli gizli. Dayanışmanın olduğu yıllar. Akran zorbalığı mı o da ne ? Bilmezlerdi, sorsan ‘Olur mu arkadaşız biz, çok saçma’ derlerdi. Halasının oğlu Cengiz Karagöllü de iyi oyuncuydu.

Mahmut Soyalp, Gökalp Görbil, Cemal Tarhan, Ercan Serin ile Senai Kara’nın hep desteğini gördü. Düşünün ilk antrenörü, Mahmut Soyalp, o bir sanatçı. Yaşadığın yer kaderin midir, yani. Tek TV zamanı, TRT’deki dizilerin, filmlerin emekçisi, sonda adı geçen isim, kostüm; Mahmut Soyalp.  O hal de sahada da dizayn, onun işi. Antrenör, sanat emektarı olur da kulüp başkan olmaz mı ? Tiyatro ve seslendirme sanatçısı da Fikret Ergin’dir DTSK’nin kulüp başkanı. ‘Küçük ev’ ile ‘Uzay yolu’na sesini veren isim. Yıllarca izledik, o davudi sesi, izlettiren kişidir. Yeni öğrendim, yazarımız sayesinde. Altındağ İskitler’in bıçkın delikanlısı Ercan Serin de takıma emek verenlerden.

Başkanlık yaptı, kaptandı, DT personeliydi, ilk kramponunu alandır. Cebinden verir, yediklerine bile destek olurdu. Kulübe ‘almaya değil vermeye gelen spor insanı’ idi. O zamanlar öyleydi, şimdi ahir zaman. Seyircileri de sanatçılardı. Baretta’yı seslendiren Soner Ağın, en sadık seyirci idi.

‘Provaya gitmem gerek gerek evlat. Herkes beni izlemeye geliyor bende seni izlemeye geliyorum’ dedi ve izin istedi. Yokluk değil de yoksulluk üzüyordu. Yokluk bir şekilde hallediliyordu. Ya yoksulluk, düşünmeye başladı, mücadele verdi, çözümler aradı, yazdı. Ankaragücü’nde oynamayı hayal etti, olmadı. Belki de bu kez yazar olamayacaktı.

Nasip bu işler. Para olunca, yazmaya ne gerek var ki ? Yazılacak bir şey bulamazsın.

Facebook sayfasında, hakemlerle ilgili yazdı, mizah yazarı Veli Bayrak üstadım.

‘Her şey iyi bir tek hakemler kötü öyle mi?

Bir zamanlar ben de sahadaydım. Elbette hakem değildim ama hakeme itiraz edenlerden biride bendim. Bir de sakın aşağıda okuyacaklarınızdan hakemleri aklamaya çalıştığımı sanmayın. Hakemlerin olumlu ya da olumsuz bütün yaptıklarını bir kenara bırakıp bir başka konuya değinmek istiyorum bu yazıda.

Kanımca Türkiye’de hakemlerden iyi birer hakem olmalarını beklemek deyim yerindeyse saflıktır. Yahu arkadaş, senin siyasetin kötü, siyasetçin kötü, eğitim sistemin kötü, ekonomin kötü, TV programların kötü, program yorumcuların kötü, adaletin kötü, hukukun kötü, futbolun kötü neren iyi de sen kalkıp hakemlerden iyi birer hakem olmalarını bekliyorsun? Sen neysen onlar da o! Bu memlekette hakemler Mars’tan gelmiyor. Ne yani herkes yanılabilir; siyasetçi yanılır, yorumcu yanılır, futbolcu yanılır ama hakem yanılınca kıyamet kopar öyle mi? Bunun neresi yaşadığın topraklarla örtüşüyor?

Yıllar önce dünyaca ünlü hakem Pierluigi Collina, “Hakemlerin hatalarının bu kadar büyütülmesinin sebebi herkesin kendi hatasını görmemesidir.” diye bir cümle kurmuştu. Yani siz ne kadar düzgünseniz hakemler de o kadar düzgün!

Düşünün onca Avrupa kupası, dünya kupası falan düzenleniyor tek bir hakem bile gönderemiyorsun. Kırk yılda bir gönderdiğine de kendi ülkende maç bile vermiyorsun. Sen şimdi bu camianın iyi olmasını nasıl bekliyorsun? Kaldı ki şöyle de bir durum var:

Sahada 22 futbolcu var. Kimse kusura bakmasın ama 22 tane sahtekâr! Yedekler ve antrenörlerle birlikte etti mi sana 40 sahtekâr! Bir de buna maçtan sonra vır vır vır konuşan yöneticileri ekle etti mi elli. Bu elli kişi 90 dakika boyunca hakemi yanıltmak için elinden gelen “sahtekârlığı” yapıyor. Top kendi ayağına değip taca çıkıyor, benden çıkmadı diyor. Top kafasına değip kornere çıkıyor bana değmedi diyor. Rakibinin ayağına basıyor ben basmadım diyor. Faul yapıyor o ben değildim diyor. Sanırsın birileri gelip sahada faulü, penaltıyı, korneri yapıp kaçıyor! Hiç üstüne alan yok! Yahu bu ülkede “Top benden dışarı çıktı” diyen futbolcuya fair play ödülü veriyorlar hakem buna ne yapsın? Hele biri var, daha maç başlamadan hakeme itiraz ediyor. Taca bile itiraz ediyor. Hiç bir şey bulamasa bir başka maçın hakemine sallıyor. Yensin yenmesin önemli değil maçtan sonraki tüm konuşmalarında hakemlere sallıyor, federasyona sallıyor, sallıyor da sallıyor! Futbolcu mu antrenör mü yorumcu mu belli değil!

Bir de buna TV yorumcularını eklemek lazım. Maçtan sonra 90 dakikalık maçı 3 saat boyunca “ileri geri” hakem üzerinden değerlendirip doğru mu yaptı yanlış mı yaptı onu tartışıyorlar. Yahu siz var ya, 90 dakika boyunca hakemi yanıltmak için başta sahadaki 22 sahtekâr futbolcu olmak üzere yedeğiyle, antrenörüyle, yöneticisiyle diğer sahtekârları da katıp onların itirazlarının doğru olup olmadığını tartışın; değil 3 saat, 3 gün boyunca program yaparsınız! Hem daha eğlenceli olur benden söylemesi. Futbol mu? O zaten işin en önemsiz kısmı! ‘ / Veli Bayrak / 10 Mart 2026 / Ankara.

Nasıl ama, bir sporcu bu kadar yazabilir.

Okuyan, düşünen, kendini geliştiren insan evladı.

Sonuç itibarıyla…

Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2026 23:50
09.03.2026 12:32
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.