
İzmir’de her şiddetli yağıştan sonra yaşanan su baskınları, taşan rögarlar ve kapanan yollar artık olağan haber başlıkları hâline geldi. İklim değişikliğinin etkileri uzun süredir bilinirken, kent altyapısının bu gerçeğe yeterince hazırlanamadığı eleştirileri de yıllardır gündemde. İZSU Genel Müdürlüğü’nün 2026 yılı için açıkladığı 2,5 milyar liralık altyapı yatırım programı, tam da bu tartışmaların ortasında hayata geçiriliyor.
Ani ve yoğun yağışların İzmir için risk oluşturduğu gerçeği bugünün meselesi değil. Buna rağmen, yağmur suyu ve atık suyun aynı hatlardan taşındığı birleşik sistem uzun yıllar boyunca kent genelinde varlığını sürdürdü. Sonuç ise her yağmurda tekrar eden taşkınlar, çevre kirliliği ve altyapı kaynaklı koku sorunları oldu.
2026 programı kapsamında 12 ilçede 50 kilometre yağmur suyu hattı ve 20 kilometre kanal imalatı planlanıyor. Ancak kent genelinde yıllardır biriken altyapı ihtiyacı düşünüldüğünde, bu rakamların ne kadar yeterli olacağı şimdiden tartışma konusu.
Konak, Bayraklı ve Karabağlar gibi kentin en yoğun bölgelerinde ayrıştırma projelerinin yeni yeni hız kazanması, “neden daha önce yapılmadı?” sorusunu da beraberinde getiriyor. 3 milyar liralık yatırımla birleşik sistemin sona erdirileceği belirtilse de, İzmir’in en kritik noktalarında yaşanan altyapı sorunlarının yıllar boyunca ötelenmiş olması eleştiriliyor.
Dünya Bankası finansmanıyla yürütülen projelerin 2027 yılına kadar tamamlanmasının hedeflenmesi ise, kısa vadede yaşanabilecek olası aşırı yağışlara karşı kentin ne kadar hazır olduğu sorusunu gündemde tutuyor.
Alsancak’ta 250 milyon liralık taşkın ve koku kontrol projesi sürerken, Bayraklı ve Bornova’daki yatırımların da 2026’nın ilk yarısında tamamlanacağı ifade ediliyor. Ancak bu bölgeler, geçmiş yıllarda en çok su baskını haberiyle anılan noktalar arasında yer alıyor.
Yapılan yatırımların tamamlanmasıyla sorunların “kalıcı” olarak çözüleceği vurgulansa da geçmişte benzer vaatlerle başlatılan projelerin yarattığı hayal kırıklıkları kamuoyunun temkinli yaklaşmasına neden oluyor.
Çiğli Balatçık Mahallesi’nde yürütülen 350 milyon liralık altyapı çalışmalarıyla yıllardır süren sorunların giderileceği belirtiliyor. Ancak projenin tamamlanması için verilen süreler, bölgede yaşayan vatandaşların yaşadığı mağduriyetlerin kısa vadede devam edeceğini gösteriyor.
İZSU, yağmur suyu ve atık su ayrıştırmasıyla taşkın risklerinin azaltılacağını, arıtma tesisleri üzerindeki yükün hafifleyeceğini savunuyor. Ancak uzmanlar, yalnızca yeni hatlar inşa etmenin değil; bakım, denetim ve uzun vadeli planlamanın da aynı ölçüde önemli olduğuna dikkat çekiyor.
Açıklanan yatırımlar, kentin iklim değişikliğine uyum sağlaması açısından önemli bir adım olarak görülse de, bu hamlenin daha çok geçmişte ertelenmiş altyapı sorunlarını telafi etmeye yönelik olduğu eleştirileri öne çıkıyor. İzmir’in gerçekten “dirençli bir kent” hâline gelip gelmeyeceği ise, yalnızca harcanan milyarlar değil; projelerin zamanında, şeffaf ve bütüncül biçimde tamamlanıp tamamlanmayacağıyla ölçülecek.