DOLAR
43,4930
EURO
51,3976
ALTIN
6.896,28
BIST
13.876,01
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İzmir
Yağmurlu
14°C
İzmir
14°C
Yağmurlu
Salı Parçalı Bulutlu
14°C
Çarşamba Çok Bulutlu
17°C
Perşembe Yağmurlu
16°C
Cuma Hafif Yağmurlu
17°C

Tuğrul Yemişçi

AK Parti İzmir 23. Dönem Milletvekili

    Siyasileşmiş toplumda sonuç!

    21.03.2025 12:24
    A+
    A-

    Çok partili hayata geçildikten sonra ikinci seçimde 1950 yılında Demokrat Parti iktidar oldu. İlkokula başlama çağındaydım. Çocuk halimle hatırladığım, yaşadığım şeyler var.

    O zamanlar DP büyük bir farkla iktidar olmuştu.

    1923’den beri devam eden tek partili siyaset ve milli şef dönemi sona ermişti.

    DP “Yeter Söz” Milletin mottosuyla seçimi kazanmıştı.

    Celal Bayar Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes Başbakan olmuştu. İzmir/Kızılçullu’da oturuyorduk. Şimdiki Şirinyer.

    O yıllarda, küçük bir nahiyeye (Buca) bağlı az nüfuslu mahalleydi.

    Buca’nın mülki amiri (kaymakam değil), nahiye müdürüydü.

    İki tane bahçeli kahve vardı. Seçim akşamı davullarla kutlamalar olurdu. Bayramlarda da davullar çalar bayram neşeyle yaşanırdı.

    Fakat DP’liler ayrı, CHP’liler ayrı kahvehanelerdeydi.

    Bu yıllarca sürdü.

    Toplum öteden beri siyasetle vatandaş olarak ilgiliydi. Buna rağmen yine de bugünkü kadar katı değildi.

    Partizanlık vardı. Ama, körü körüne bağlılık ancak kemikleşmiş militan kadro dışında yoktu. Bugünkü bölünmüşlükle kıyas edilemez.

    Seçimler bittikten bir zaman sonra, dostluk, kardeşlik, yakınlık olurdu. Herkes işinde gücünde uğraşta ailesiyleydi.

    Bugün iletişimin bu kadar hızlı ve yaygın olması belki de geldiğimiz olumsuz durumun sebebi olabilir diye düşünmeden edemiyorum.

    Propaganda için bir yalan haberi veya saptırılmış ideolojik durumu daha hakikatmiş gibi yayma imkanı var.

    Medya tek kanatlı iken sadece yazılı olarak. Etkinliği hem okurun azlığından hem de teknolojisinden daha az tesirliydi.

    Şimdi dijital medya ve TV, hem görüntülü sesli, renkli ve yapay zeka ile manipülasyonlu olarak çok hızlı ve anlık istediğimiz bilgilere ulaştığımız bir mecra oldu.

    Bu sebeple ilk olarak bilgiyi etkileyici şekilde yayan mecra, ön alıyor ve halkta iz bırakıyor. Bunu yalanlayıp doğrusunu yayınlayana kadar “atı alan Üsküdar’ı geçiyor” “Doğruyu anlatana kadar yalan dünyayı geziyor.”

    Ancak düzeltilmiş doğru bilgi, çok daha az bir kesime inandırıcı olabiliyor. Bana göre bu sebeple insanların kutuplaşması artıyor.

    Bazen öyle konular oluyor ki; Ülkemiz yararına ve halkımızın açık faydasına olduğu halde, bu kadar açık, doğru bilgiyi, yine de inandıramıyorsunuz. Adeta yalanla illüzyon yapılıyor.

    Bu durum Ülke birliği için tabii ki hiçte iyi bir şey değil.

    Dolaylı olarak da kendi ülkemizi küçük düşürdüklerinin de farkında olamıyorlar.

    Sonuçta da, aşırı derecede kutuplaşmaya sebep oluyorlar.

    Peki bu durumda siyaset kurumunun yeri neresi?

    Aslında siyaset kurumsal olarak tam işlevini yerine getiremezse bu durum kaçınılmaz oluyor. İktidar, ülkeyi belli süre yönetme yetkisini almış.

    Muhalefet de, her an iktidara gelecek gibi (Hatta gelmiş gibi) hem iktidarı denetleyecek hem de işte benim projem ve görüşüm şudur, konuda budur diye vatandaşa sunmalıdır.

    Muhalefet görevinizi tam yapamıyorsanız, sadece kötüleme ve teknolojiden de istifadeyle yanıltıcı propagandadan başka bir şey yapmıyorsanız, ülkemize en büyük kötülüğü yapıyorsunuz.

    İktidarın bir görevi de muhalefetin ikaz ve olumlu önerilerini dikkate alarak hareket edebilmektir. İktidarda bu görevini yapmıyorsa onlarda bu ayrışmaya katkı vermiş oluyor.

    Sonuç olarak;

    İktidarın ve muhalefetin tam layıkıyla görevlerini icra etmemesi bu ayrışmayı bir yerde körüklüyor.

    Halbuki Önemli olan Türkiye. Siyaset, ülkemizi yönetebilmek için, Türkiye’mizin ilerlemesi, halkın refahı ve medeni çağı yakalamak hatta geçmek için bir araç değil mi?

    Ortadoğu ve bizim çevremizdeki ülkeler yangın yeri.

    Bu durumda tam bağımsız, ilerlemiş, bölgede gücü tartışılmaz ve kendi halkının refahını daha da artırabilen TÜRKİYE için siyasi partilerin, ülkemizin çıkarlarının üstünlüğü ortak paydasında, birlik olmaları şart değil mi?

    Kırk yıldır ülkemizin gelişmesine maddi olarak ve can kaybı olarak zarar veren terörün kökünden yok olması gündemde olan bu süreçte, siyasi partilerin ve siyasetçilerin daha dikkatli, ülkemizin geleceğini düşünmeleri gerekmez mi?

    120’nin üzerindeki siyasi parti olması. Seçimlere ancak 20 civarındakilerin girebilmesi bize durumu en güzel anlatan gerçektir.

    Siyaset ve siyasetçinin çıtasını yukarı çekmek, itibarını korumak yine siyasetçilerin görevidir

    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.