
Türkiye’de hâlâ önemli bir halk sağlığı tehdidi olan tüberküloza (verem) karşı, her yıl ocak ayının ilk pazar günü başlayan Veremle Savaş Haftası kapsamında farkındalık çalışmaları yürütülüyor. Bu kapsamda açıklamalarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü, Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, üç haftayı geçen öksürüklerin mutlaka ciddiye alınması gerektiğini vurguladı.
Dr. Karşı, veremin genetik değil, bulaşıcı bir hastalık olduğunun altını çizerek, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) verilerine dikkat çekti. DSÖ’ye göre dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri, aktif hastalık gelişmemiş olsa da gizli (latent) verem enfeksiyonu taşıyor. “Bu nedenle verem hastalığını iyi tanımak büyük önem taşıyor” dedi.
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de veremin erken tanı ve düzenli tedavi ile tamamen iyileşebilen bir hastalık olduğunu belirten Dr. Karşı, geç başvuru ve yanlış bilgiler nedeniyle hastalığın hâlâ ciddi risk oluşturduğunu söyledi.
“Tüberküloz, Mycobacterium tuberculosis adlı bakteriyle oluşur ve solunum yoluyla bulaşır. Hasta kişilerin öksürmesi, hapşırması ya da konuşması sırasında havaya yayılan damlacıkların solunmasıyla bulaşır. Ancak enfekte olan herkes hastalanmaz. Mikroplar vücutta uzun süre uyur halde kalabilir ve bağışıklık sisteminin zayıfladığı dönemlerde aktif hastalığa dönüşebilir” diye konuştu.
Hastalığın bulaşma riskinin en yüksek olduğu grubun, verem hastasıyla uzun süre aynı ortamı paylaşanlar olduğunu vurgulayan Karşı, “Aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşları risk altındadır. Verem; kaşık, çatal, bardak ya da giysi yoluyla bulaşmaz. Ancak havalandırması yetersiz, güneş görmeyen kapalı alanlarda mikrop uzun süre canlı kalabilir” dedi.
DSÖ’nün 2024 verilerine göre yeni verem vakalarının büyük bölümünün Güney Doğu Asya, Batı Pasifik ve Afrika bölgelerinde görüldüğünü aktaran Dr. Karşı, küresel yükün üçte ikisinin Hindistan, Endonezya, Filipinler, Çin ve Pakistan’da toplandığını ifade etti.
Tüberkülozun aynı zamanda ciddi bir sosyal ve ekonomik yük oluşturduğunu belirten Karşı, tedavi gören hastaların ve ailelerinin yaklaşık yarısının, hane gelirinin yüzde 20’sini aşan maliyetlerle karşı karşıya kaldığını söyledi. Yetersiz beslenme, diyabet, alkol ve sigara kullanımı ile HIV enfeksiyonunun hastalık riskini artırdığına da dikkat çekti.
Hastalığın belirtilerinin genellikle hafif başlayıp yavaş ilerlediğini belirten Dr. Karşı, şu uyarıyı yaptı:
“2–3 haftadan uzun süren ve tedaviye yanıt vermeyen öksürük, balgam, balgamda kan, ateş, gece terlemesi, kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtiler mutlaka değerlendirilmelidir. Bu tür şikayetlerde gecikmeden göğüs hastalıkları polikliniğine ya da verem savaşı dispanserine başvurulmalıdır.”
Tüberküloz tedavisinde ilaçların düzensiz kullanılmasının ilaç direncine yol açtığını ve tedavi süresini 18–24 aya kadar uzatabildiğini vurgulayan Karşı, en etkili yöntemin doğrudan gözetimli tedavi olduğunu söyledi.
“Türkiye’de bu uygulama başarıyla sürdürülüyor. Verem ilaçları Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz sağlanıyor ve hastalar dispanserler aracılığıyla yakından takip ediliyor” dedi.
BCG aşısının erişkinlerde hastalığı tamamen önlemese de özellikle çocuklarda ağır ve ölümcül formlara karşı koruyucu olduğunu hatırlatan Karşı, veremle mücadelenin temelinin erken tanı ve düzenli tedavi olduğunu sözlerine ekledi.