
İzmir’in deniz ulaşımından sorumlu İZDENİZ A.Ş., yaz sezonu öncesi aldığı iki kararla gündemde: Araba vapuru ücretlerine yüksek oranda zam yapılırken, şirket çalışanlarına da dikkat çeken bir maaş artışı sağlandı. Ancak bu iki gelişme bir araya geldiğinde, kamuoyunda kaçınılmaz bir soru yankılanıyor: “Bu yük kimin sırtına biniyor?”
UKOME kararıyla belirlenen yeni tarifeye göre, 20 Haziran Cuma gününden itibaren İzmir Körfezi’nden feribotla geçmek araç sahipleri için ciddi bir maliyet kalemi olacak. Güncel fiyatlar şöyle:
Motosiklet: 75 TL
Otomobil: 200 TL
Orta sınıf araç: 400 TL
Otobüs/Kamyon: 900 TL
TIR: 1.250 TL
Kentsel ulaşımı teşvik etmesi gereken bir hizmet olan deniz taşımacılığında bu denli yüksek fiyatlar, “kamusal hizmet” anlayışının sorgulanmasına neden oluyor. Özellikle ekonomik zorluklarla mücadele eden vatandaşlar için, karşı yakaya geçmek artık lüks haline geliyor.
Bu zam açıklamasının hemen ardından İZDENİZ çalışanları için de yeni bir toplu iş sözleşmesi açıklandı. 4 ay süren görüşmelerin ardından imzalanan anlaşmayla, 1 Ocak 2025’ten itibaren geçerli olmak üzere çalışanlara yüzde 30 oranında maaş zammı yapılacak.
Sözleşmeye İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay ve Türkiye Denizciler Sendikası Genel Başkanı İrfan Mete birlikte imza attı. Elbette emeğin karşılığını alması en doğal hak; ancak kamuoyunun merak ettiği soru şu: “Bu zammın kaynağı, vatandaştan alınan yeni ücretlerle mi sağlanıyor?”
İZDENİZ’in çifte zam kararını savunanlar, işletme maliyetlerinin artışına ve enflasyon baskısına işaret ediyor. Ancak bu gerekçe, “sosyal belediyecilik” anlayışının temel ilkesi olan hizmete erişilebilirlik ilkesini zedeliyor.
Geniş halk kesimlerine hizmet götürmekle yükümlü olan bir kamu şirketinin, hem sefer ücretlerini artırıp hem de aynı anda kendi personeline kayda değer maaş artışı yapması, öncelik sıralamasına dair soru işaretleri doğuruyor.
Bu gelişmelerin ışığında, İzmirli yurttaşın omzuna iki kat yük biniyor: Bir yandan artan hayat pahalılığı içinde ulaşım için daha fazla para ödemek zorunda kalıyor, diğer yandan “kamunun kendi personeline sağladığı refah”ın dolaylı finansörü haline geliyor.
Deniz ulaşımında görünürde işler yolunda gidiyor olabilir; seferler düzenli, tekneler bakımlı, personel mutlu. Fakat kent halkı için asıl soru şu: Bu düzenin bedelini kim ödüyor? Ve daha önemlisi, bu düzen gerçekten adil mi?