
Modern yaşamın yüksek temposu, bitmeyen sorumluluklar ve dijital dünyanın hiç susmayan uyarıları, “sürekli yorgunum” yakınmasını her geçen gün daha yaygın hâle getiriyor. Stres, kaygı, uykusuzluk ve açıklanamayan halsizlik; zamanla mutsuzluk, sosyal hayattan kopuş ve çökkünlük hissini beraberinde getirebiliyor. Ancak bu yorgunluğun nedeni her zaman kolayca anlaşılmıyor.
Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tıbbi bir hastalık saptanmayan durumlarda “yorgunluk haritası” adı verilen bütüncül bir değerlendirme yaklaşımının, iyileşmenin yolunu gösterdiğini belirtiyor. Yaşar, ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu durumu, kaygı düzeyi, uyku düzeni, iş yaşamı, travma öyküsü ve stres faktörlerinin tek tek ele alındığını, elde edilen bu haritaya göre ise üç adımlı bir tedavi sürecinin planlandığını ifade ediyor.
Uykusuzluğun, depresyon ve anksiyete gelişiminde en güçlü risk faktörlerinden biri olduğunu vurgulayan Dr. Yaşar, ilişkinin çift yönlü olduğuna dikkat çekiyor. Bozuk uykunun depresyon riskini artırdığını, depresyonun da uykuya dalma güçlüğü ve sık uyanmalarla uykuyu daha da bozduğunu belirten Yaşar, dijital cihazların gece boyunca kontrol edilmesinin dinlendirici uykuyu neredeyse bir lüks hâline getirdiğini söylüyor.
Kalitesiz uykunun; dikkat, hafıza ve karar verme gibi bilişsel işlevleri zayıflattığını ifade eden Yaşar, bunun “beyin sisi” hissine ve zihinsel yorgunluğun hızla artmasına yol açtığını dile getiriyor. Ayrıca uykusuzluğun duygusal dengesizliğe, bağışıklık sisteminde inflamasyon artışına ve genel halsizliğe neden olabildiğini vurguluyor.
Depresyon ve tükenmişlik arasındaki sınırın giderek belirsizleştiğine dikkat çeken Dr. Yaşar, tükenmişliğin çoğunlukla işle sınırlı kaldığını, işten uzaklaşıldığında belirtilerin hafifleyebildiğini belirtiyor. Ancak yorgunluk, isteksizlik ve çökkünlük hâlinin hayatın tüm alanlarına yayılması ve en az iki hafta sürmesi durumunda depresyon açısından değerlendirme yapılması gerektiğinin altını çiziyor.
Modern iş yaşamındaki yüksek performans beklentileri, belirsiz roller ve iş–özel yaşam dengesinin kaybolmasının hem yetişkinlerde hem de gençlerde duygusal tükenmişliği artırdığını ifade eden Yaşar, sınav, kariyer baskısı ve sosyal medyanın yarattığı karşılaştırma kültürünün de gençleri zihinsel olarak yorduğunu söylüyor.
“Sürekli yorgunum” şikâyetiyle başvuran kişilerde ilk adımın, yorgunluğun nedenini kapsamlı biçimde ortaya koymak olduğunu belirten Dr. Yaşar; psikiyatrik değerlendirmenin yanı sıra anemi, tiroit bozuklukları, enfeksiyonlar ve vitamin eksiklikleri gibi tıbbi nedenlerin de mutlaka dışlanması gerektiğini vurguluyor. Ekonomik stres, bakım verme sorumlulukları ve iş yeri koşullarının da yorgunluk üzerinde belirleyici rol oynadığını hatırlatıyor.
Tedavi sürecinde; stresle baş etme, sınır koyma ve duygusal düzenleme becerilerinin güçlendirilmesinin temel olduğunu ifade eden Yaşar, uyku hijyeni, dijital detoks ve fiziksel aktivitenin zihinsel tükenmişliği azaltmada etkili olduğuna dikkat çekiyor. Gerekli durumlarda depresyon, anksiyete ve diğer ruhsal sorunlara yönelik tıbbi tedavilerin planlandığını belirten Yaşar, farkındalık ve nefes egzersizlerinin kaygı döngüsünü azaltmada önemli rol oynadığını sözlerine ekliyor.
Uzmanlar, uzun süren yorgunluk ve ruhsal belirtilerin ihmal edilmemesi, mutlaka bir ruh sağlığı uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiği konusunda uyarıyor.