
Orta Doğu’da yaşanan sıcak çatışmaların enerji arzı üzerindeki etkileri, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok bölgede yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılmasını gündeme getirdi. Bu süreçte, petrol ve doğal gaz üretiminde kullanılan sondaj teknolojilerinin uyarlanmasıyla geliştirilen Geliştirilmiş Jeotermal Sistemler (Enhanced Geothermal System – EGS), temiz enerji dönüşümünün önemli araçlarından biri olarak öne çıkıyor.
Jeotermal Enerji Derneği (JED) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Kındap, özellikle ABD başta olmak üzere yüksek jeotermal potansiyele sahip ülkelerde kullanım alanı giderek genişleyen EGS teknolojisinin, fosil yakıtlardan bağımsız bir enerji sisteminin kurulmasına katkı sağlayabileceğini belirtti.
Kındap, geleneksel jeotermal santrallerden farklı olarak EGS teknolojisinin yerin yaklaşık 8 kilometre derinliğindeki sıcak kayaçlara sıvı enjekte edilmesi ve ısınan sıvının yeniden yüzeye çıkarılarak elektrik üretiminde kullanılması esasına dayandığını ifade etti.
Ali Kındap, Stanford Üniversitesi tarafından EGS teknolojisine ilişkin gerçekleştirilen ve sonuçları Nisan ayında yayımlanan bilimsel çalışmaya dikkat çekerek, sistemin temiz enerjiye geçiş sürecinde ihtiyaç duyulan büyük altyapı yatırımlarını azaltabileceğinin ortaya konulduğunu söyledi.
EGS teknolojisinin enerji güvenliğini desteklerken hava kirliliğinin azaltılmasına da katkı sağlayacağını belirten Kındap, geliştirilen sistemlerin ihtiyaç duyulan her bölgede uygulanabilmesinin jeotermal enerjiyi diğer enerji kaynaklarından ayıran önemli özelliklerden biri olduğunu kaydetti.
Türkiye’nin jeotermal kaynaklar açısından dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer aldığını vurgulayan Kındap, enerji teknolojilerinin geliştirilmesi konusunda daha aktif bir rol üstlenilmesi gerektiğini ifade ederek, “Jeotermalde dünyanın en yüksek potansiyeline sahip ülkelerinden biri olarak EGS teknolojilerinin geliştirilmesinde proaktif olarak yer almalıyız” dedi.
EGS teknolojisinin temiz enerji sistemlerinde maliyetleri düşürme potansiyeline sahip olduğunu belirten Kındap, yapılan çalışmalarda dikkat çekici sonuçlar elde edildiğini söyledi.
Araştırmaya göre, elektrik arzının yüzde 10’unun EGS kaynaklarından sağlandığı bir senaryoda karasal rüzgâr enerjisi kapasitesi ihtiyacı yüzde 15, güneş enerjisi kapasitesi yüzde 12 ve batarya depolama ihtiyacı yüzde 28 oranında azalıyor.
Kındap, EGS’nin rüzgâr, güneş, hidroelektrik ve enerji depolama sistemleriyle birlikte çalışarak enerji arzına katkı sağlayan temiz ve yenilenebilir bir teknoloji olduğunu belirterek, düşük maliyetle enerji güvenliği sağlarken enerji kaynaklı hava kirliliği ve küresel ısınmanın azaltılmasına da destek olduğunu ifade etti.
Stanford Üniversitesi çalışmasının, temiz enerji sistemlerinin ekonomik etkilerine ilişkin sonuçlar da ortaya koyduğunu belirten Kındap, EGS’nin sisteme dahil olduğu ve olmadığı senaryolarda yıllık enerji maliyetlerinin mevcut fosil yakıt kullanımına kıyasla yaklaşık yüzde 60 oranında düştüğünü söyledi.
Hava kirliliğine bağlı sağlık sorunları ve iklim değişikliğinin yol açtığı maliyetler de hesaba katıldığında, toplam toplumsal maliyetlerin yaklaşık yüzde 90 oranında azaldığının tespit edildiğini aktaran Kındap, EGS’nin enerji dönüşümünde önemli bir rol oynayabileceğini kaydetti.


Yapay zekâ teknolojilerinin yaygınlaşmasıyla birlikte dünya genelinde sayıları hızla artan veri merkezlerinin enerji ihtiyacının da gündemde olduğunu belirten Kındap, EGS’nin kesintisiz elektrik üretme kapasitesi sayesinde bu alanda önemli bir çözüm olarak değerlendirildiğini söyledi.
Teknolojinin yaygınlaşmasının önündeki en önemli engelin maliyetler olduğunu ifade eden Kındap, bilimsel araştırmaların sondaj hızlarındaki gelişmeler sayesinde 2035 yılına kadar maliyetlerin önemli ölçüde düşebileceğine işaret etti.
EGS Teknolojisi Hakkında Öne Çıkan Bilgiler
⦁EGS ile enerji üretiminde ihtiyaç duyulan arazi miktarı, ülkelerin toplam yüzölçümünün yüzde 0,57’sinden yüzde 0,48’ine düşüyor.
⦁Artan sondaj hızları sayesinde EGS projeleri, nükleer enerji santrallerine kıyasla daha kısa sürede tamamlanabiliyor.
⦁EGS teknolojisi; radyoaktif atık, erime veya uranyum madenciliği gibi nükleer enerjiye özgü riskleri taşımıyor.
⦁Elektrik arzının yüzde 10’unun EGS’den sağlandığı senaryoda rüzgâr, güneş ve enerji depolama yatırımı ihtiyacı önemli ölçüde azalıyor.
⦁Hızla büyüyen veri merkezi sektörünün enerji talebinin sürdürülebilir şekilde karşılanmasında kritik bir seçenek olarak değerlendiriliyor.