Kızılçullu, doğum yerim, (nüfusumda öyle yazıyor) okul hayatım, gençlik yıllarım, büyüyüp evleninceye kadar da ikametgahım.
(Bugünkü Buca/Şirinyer)
Aile evimiz iki dönüm bahçe içerisinde 1900’lü yılların başlarında yapılmış tarihi büyük bir yapıydı.
Beş oda bir salon ve bodrum katı olan.
Bodrumunda çamaşırhane, kiler, odun ve kömür deposu vardı.
Bodrum katı taş yapı. Zemin üstü (bağdadi) denilen ahşap ve üzeri sıvalı hafif bir yapı türü.
Onlarca deprem yaşadık. Sallanan fakat hiçbir hasarı olmayan tek katlı bir inşaat tarzı.
1972 de evlendim. Göztepe’de apartman dairesinde oturuyorduk.
Her depremde, rahmetli anneme gider çoluk çocuk orada yatılı kalırdık.
Bahçemizin iki yanında da iki amcamın, yine bahçe içerisindeki evleri ile toplamda altı dönüm bahçede 3 ev ile; üzüm bağı, badem, ceviz, elma, kayısı ve erik ağaçlarımız vardı.
Asırlık çam ağaçlarımız ön bahçede duruyor. Şimdilerde Park olarak kullanılıyor.
NATO önünde güzel bir yeşil alan.
Eski evlerimiz ile cadde arasında vatandaşın kullanımında bakımlı bir yer.
Buradaki yaşamımızda, köpeğimiz ve kedimiz de vardı.
Amcalarımın da vardı.
Köpeğimiz bahçede kulübesinde, kedimiz ev içerisindeydi.
Hani eski kuşak için denir ya, babalar çocuklarıyla mesafeli, sevgi saygı ilişkisindeydi diye.
Herhalde o devirler köpeğimiz ve kedimizle de durum aynıydı. Patili dostlarla bugünkü gibi içli dışlı değildik.
Şimdi bakıyorum köpeği veya kedisiyle yatanlar. Onlara cinsiyetine göre elbise giydirenler mi ararsınız. Hepsi var.
Bazen yoldan geçenlerden (bahçedeki kapı açık olursa) misafir gelen kişilerden veya bizlerden köpeğimiz tarafından ısırılanlar da oluyordu.
Babamlar hemen duruma müdahale ederlerdi. Arabamızla şoförle o mağdurları ve köpeğimizi şimdiki varyantın sonundaki eski devlet hastanesine gelmeden oradaki tarihi (piçhane) binasına götürürdük. (Bugün müze olmuş herhalde)
Köpeğimiz orada misafir edilir, karantinaya alınırdı.
İnsanlara da belli bir süre kuduz aşısı yapılırdı.
Bende karnımdan, koca şırınga ile bu iğnelerden çok yapıldım.
Sabahları işe giden babam ve amcalarım, köpeğimize yemek bırakırlardı.
Zaten yolumuzda Konak ve Hisarönüne inmek için buradan geçerdi.
Karantina süresi sonunda köpeğimizi alıp eve getirirdik.
Bu hatıramı niye yazdım?
Sokak köpeklerinin sahipsiz olarak, kontrolsüz aşırı çoğalması devamlı üzücü olayları yaşatıyor.
Çeşitli önlemler alınıyor, yasalar çıkarılıyor.
Fakat yine de birçok defa, kâğıt üstünde kalıyor.
Kedilere gelince;
Birçok hayvansever bunları sokaklara, bahçelere yem bırakarak besliyor.
Fakat düzensizlik ve ilgisizlik sonucu, aşırı doğurganlıkları yüzünden problem olacak sayılara ulaşan bu güzel yaratıklar bir yerde sorunların baş aktörü oluyorlar.
Sonucunda ise çevreye kirlilik, mama ve hayvan dışkısı koku ve korku kalıyor.
Lobiler, hayvansever dernekleri, akçeli işler vs. bunlara girmeyeceğim.
Kesin olan, yasa ve yönetmelik var.
Ayrıca, bu konuda ilgili kişilerce belirlenmiş, otorite var.
Ama çoğalan şikayetler gerçeği de var.
Ne yapılması lazım?
Herkesin üstüne vazife olanı kusursuz yerine getirebilmesiyle çözüm olacaktır kanımca.
Yine bir anekdot ile bitireyim.
1997 yılıydı herhalde bir iş gezisi için Küba başkenti Havana’dayız.
Türkçe/ İspanyolca tercümanımız Fidel adında bir genç bulduk.
Her sabah bizim kaldığımız otele geliyor, oradan birlikte resmi ziyaretlere programımıza gidiyorduk.
O sabah, geliş vakti rutini çok geçti.
Fidel ortada yok.
Neyse bir müddet sonra telaş içinde uykulu gözlerle birazda mahcup Fidel geldi.
Neden geç kaldın falan derken anlatmaya başladı.
Gece fırtına ve sesten, eşi ve Fidel sabaha kadar uyuyamamışlar.
Ne sesi diye soruyoruz.
Bir türlü adını hatırlayamıyor.
Neden sonra, miyav, miyavv… derken anladık ki onları kavga yapan, kediler uyutmamış.
Kedi ve köpek ismini de cismini de bu jenerasyon bilmiyormuş.
Hayvanlar henüz yeni yeni görülmeye başlanmış.
Çünkü bir dönem ekonomik kriz o hale gelmiş ki, kendilerinden önceki nesil, tüm kedi ve köpekleri yemek zorunda kalmışlar.
Şükür ki, Kübalı veya uzak doğulu değiliz.
Bizim de uzun savaş görüp yaşayan nesillerimiz, kıtlık çekmişler ama hiçbir zaman bu güzel hayvanlara kıymayı düşünmemişler.
Hem dinimiz hem de töremiz köpekle ve kediyle hep dost olmuş onlara en güzel şekilde davranmışlar.
Bundan sonra da köpek ve kedilere kanunların öngördüğü şekilde, kimselere de zarar vermeyecekleri vicdani yaklaşımla davranmalıyız.
Yapılamaz mı?
Tabii ki yapılabilir.
Bizlere ve Belediyelere çok iş düşüyor.
Zamanla herkesin memnun olacağı ortamı yakalayacağımıza inancım tam.