
Ege Üniversitesi bünyesinde hizmet veren Çocuk Gelişimi Değerlendirme ve Aile Danışmanlığı Birimi Uzmanı Burcu Karakaş, yaz tatilinin başlamasıyla çocukların ekran sürelerinde oluşacak artışa karşı önemli uyarılarda bulundu. Karakaş, dijital dünyanın çocuklar üzerindeki “dijital uyuşma” etkisine dikkat çekti.
Hızla tüketilen dijital içeriklerin çocukları yalnızlaştırdığını ifade eden Karakaş, “Hızla akan görüntüler ve anlık tatminlerle örülü dijital içerikler, çocukların dikkat süresini kısaltıp sabrını zayıflatırken, gerçek hayatın doğal akışını da onlar için ‘sıkıcı’ hale getiriyor ve yalnızlaştırıyor. Özellikle şiddeti ‘başarı’ ve ‘ödül’ mekanizmasıyla sunan dijital oyunlar; sürpriz kutular ve sürekli tetiklenen başarı hissiyle beynin ödül sistemini manipüle ediyor. Bu yüksek uyarılmaya alışan beyin, zamanla ders çalışmak, bir hobiyle uğraşmak ya da sosyal etkileşim gibi daha düşük uyarılmalı aktiviteleri yetersiz buluyor. Ekranın sunduğu yoğun hazza odaklanan bu zihin yapısı; empati, merhamet ve vicdan gibi bizi biz yapan temel duyguları beslemekte zorlanırken, gerçek yaşamda ciddi bir motivasyon kaybı ve haz almada güçlük yaşıyor” dedi.
Dijital dünyayı aniden ve sert bir şekilde yasaklamanın, beyindeki dopamin seviyesinin hızla düşmesine ve çocukta öfke patlamaları veya yoksunluk krizlerine yol açabileceğini belirten Karakaş, “Dijital dünyayı tamamen kesmek yerine, ekranın yarattığı boşluğu sağlıklı alternatiflerle doldurmalıyız. Spor, takım oyunları veya bir müzik aleti çalmak gibi çaba karşılığında başarı hissi veren hobiler, beyinde sağlıklı dopamin ve endorfin salgılanmasını tetikler. Kuralları çocukla kavga ederek değil, sakin bir anınızda, mantığını açıklayarak ve net sınırlarla belirleyin. Oyunların sunduğu o kolay ‘başardım’ hissini gerçek hayata taşıyın; ev içinde sorumluluk almasını sağlayarak, yemek yapma, bitki bakımı veya tamirat işlerine yardım etmek gibi süreçlerle ona üretmenin hazzını yaşatın. Çocukların ekran başında ne kadar süre geçirdiği, neler izlediği, ne tip oyunlar oynadığı ve kimlerle sohbet ettiği kısmına çok dikkat etmek durumundayız” diye konuştu.
Ebeveynlerin rolüne dair de uyarılarda bulunan Karakaş, “Ekran kullanımını sınırlandırmasını beklediğimiz bir çocuğa, sürekli ekran başında olan bir ebeveynin rehberlik etmesi mümkün değildir. Çocuklar söylenenden çok gördüğünü öğrenir; bu nedenle ev içindeki iletişim dili, öfke ile baş etme biçimleri ve günlük alışkanlıklar, çocuk için en güçlü modeldir. Özellikle ‘odasında sessizce vakit geçiriyor’ dediğimiz çocuğumuzun o sessizliğinin, aslında bir uyarı olabileceğini fark etmeliyiz. İzlenen içerikler de en az süre kadar önemlidir; şiddeti, çatışmayı ve yozlaşmış ilişkileri normalleştiren içerikler çocukların bulunduğu ortamlarda yer bulmamalıdır” ifadelerini kullandı.
Medya içerik üreticilerini de toplumsal sorumluluğa davet eden Karakaş, “Oyun ve medya üretimi sürecinde çocukların gelişim evreleri temel alınmalıdır. Şiddeti özendiren değil; merak duygusunu, yaratıcılığı ve sosyal bağları destekleyen içerikler tasarlamak, gelecek nesiller için bir toplumsal sorumluluktur” dedi.
Sınır koymanın bir kısıtlama değil, çocuğun dünyasına rehberlik etmek olduğunu belirten Karakaş, değişimin küçük ama kararlı adımlarla başladığını vurguladı. Problemin sadece ailelerin omuzlayabileceği bir yük olmadığını belirten Karakaş, eğitimcilere ve medya içerik üreticilerine de önemli rol düştüğünü vurguladı. Karakaş, “Eğer çocuğunuzda gelişimsel, sosyal, duygusal ve iletişimsel anlamda bir farklılık fark ediyorsanız çocuğunuzun daha çok içe döndüğünü, daha sessizleştiğini ve farklı davranışlar sergilemeye başladığını hissediyorsanız bir uzman desteği almaktan çekinmeyin” diye konuştu.