Vekiller Susunca Mağduriyet Büyüyor
Türkiye’de her dönem konuşulan bir gerçek vardır:
Siyasette en büyük gürültü, çoğu zaman suskunluktan çıkar.
Dün akşam TGRT’de yayımlanan Taksim Meydanı programında gazeteci Cem Küçük, bu suskunluğun adresini açıkça verdi: AK Partili İzmir milletvekilleri.
( https://www.youtube.com/watch?v=0pghBUu46VY )
Küçük, kooperatif mağdurlarının yıllardır sürüncemede bırakılan dosyasını masaya yatırırken, bir anda stüdyonun gündemi İzmir’e kaydı. Aslında yıllardır İzmir’de sokakta kime dokunsanız aynı hikâyeyi duyuyorsunuz:
Kooperatifler üzerinden çözülemeyen, büyüyen ve artık toplumsal bir yaraya dönüşen mağduriyetler.
Üstelik bu mağduriyet öyle sıradan değil. Cem Küçük canlı yayında açıkça söyledi:
“İçlerinde mağdur olmuş savcı, polis, hatta Konak Belediye Başkanı Nilüfer Hanım var.”
Yani dosya yalnızca ekonomik kayıplarla sınırlı değil; devlet görevlilerinden yerel yöneticilere, sıradan vatandaştan işçiye kadar çok geniş bir kesimi ilgilendiren bir zincir var.
Ve bugün geldiğimiz noktada, İzmir’de hala 4 bin insan, tek bir sorunun yanıtını arıyor:
“Bizim hakkımızı kim savunacak?”
İddianame Çıktı… Peki Siyasi Tepki Nerede?
İşin en çarpıcı kısmı ise Küçük’ün yayın sırasında yaptığı sert çıkıştı:
“İddianameyi gördüm. Hakikaten İzmirli vekiller ne yapıyor bilmiyorum. Hiçbir şey denmiyor.”
Gerçekten de bu soru ortada duruyor.
İddianameler hazır, isimler belli, davalar kamuoyunun önünde. Üstelik eski belediye başkanları, il başkanları ve siyasi yapılarla ilişkili iddialar yıllardır İzmir’de konuşuluyor. Fakat en başta konuşması gerekenler, yani İzmir’i Ankara’da temsil eden AK Partili milletvekilleri, konuyu sanki hiç duymamış gibi sessiz.
Peki neden?
Bu sessizlik bir strateji mi?
Yoksa İzmir’deki siyasi hassasiyetlere dokunmama kaygısı mı?
Yoksa en kötüsü…
Konuyu bilseler bile harekete geçmeye gerek görmemeleri mi?
4 Bin Kişinin Sesi Ankara’ya Ulaşmıyorsa…
Her fırsatta “İzmir’e hizmet edeceğiz, İzmir’in hakkını savunacağız” diyen vekiller, bugün tam da bunu yapmaları gereken bir dönemin içindeler.
Ama mikrofonlar başka alanlarda çok çalışırken, konu kooperatif mağdurlarına gelince adeta kapanıyor.
Bir şehirde 4 bin kişi mağdurken, siyasetin üstüne düşen ilk görev bu insanlar adına konuşmak, süreci takip etmek, kamuoyunu bilgilendirmek değil midir?
Küçük’ün sorusu aslında sadece bir gazeteci eleştirisi değil:
İzmir halkının sorusu.
Ve bu soru artık cevapsız kalamayacak kadar büyüdü.
İzmir Bu Sessizliği Hak Etmiyor
İzmir’in yıllardır bitmeyen kooperatif dosyaları, artık yalnızca hukuk meselesi değil.
Toplumsal güven meselesi.
Siyasetin samimiyet testi.
Temsil sorumluluğunun turnusol kâğıdı.
Bugün vekillerden beklenen çok basit:
Çıkıp konuşmak.
Süreç hakkında açıklama yapmak.
Mağdurların yanında olduğunu göstermek.
Takipçi olmak.
Siyaset, sessizliği yönetme sanatı değildir.
Halkın sorununu yüksek sesle duyurma sorumluluğudur.
Cem Küçük belki sert konuştu…
Ama ortada sert bir gerçek var:
Birilerinin sustuğu yerde mağduriyet büyür.
İzmir’in vekilleri bu sessizliğin parçası mı olacak, yoksa bu mağduriyetin çözümünde rol üstlenecek mi?
Bunu zaman gösterecek.
Ama bir gerçek zaten belli:
İzmir, artık sessizliği duymuyor; çözüm bekliyor.