Dünya yeni ticaret ve güvenlik blokları kurarken, asıl soru artık kimin ne kadar büyüdüğü değil; kimin hangi masada oturduğu. ABD’nin gümrük duvarlarıyla sertleşen, askerî hamlelerle baskı altına alınan küresel ticaret düzeninde Avrupa Birliği ve Hindistan yeni bir hat inşa etmeye çalışıyor.
Peki bu hatta Türkiye nerede duruyor?
Bu sorunun cevabı rahatsız edici ama kaçınılmaz:
Türkiye şu an masada değil, koridorda bekletilen ülke konumunda.
Türkiye; Asya ile Avrupa’yı bağlayan coğrafyanın kilidi. Karadeniz, Akdeniz ve Orta Doğu’nun kesişim noktası, Enerji, lojistik ve savunma hatlarının doğal geçiş ülkesi.
AB–Hindistan hattı, Hint Okyanusu’ndan Avrupa pazarına uzanan bir ticaret ve güvenlik çizgisi kurmak istiyorsa, bu hattın doğal tamamlayıcısı Türkiye’dir.
Ama değerli olmak, masada olmak anlamına gelmiyor.
AB açısından Türkiye uzun süredir şu başlıklarla anılıyor: “Öngörülemez siyaset”. “Hukuk devleti tartışmaları”, “Demokratik standartlar”
Bu başlıklar yalnızca iç politika eleştirisi değil; ticari ve stratejik bir filtre işlevi görüyor. AB, Hindistan ile masaya otururken, Türkiye’yi aynı masaya almadan koridor ülkesi olarak kullanmayı tercih ediyor.
Yani: Mallar geçsin, Enerji aksın, Güvenlik riski Türkiye’de tutulsun, ama karar mekanizmasında Türkiye olmasın.
Bu yaklaşım yeni değil; yalnızca daha çıplak hale geldi.
Hindistan, Türkiye’ye tamamen kapalı değil.
Aksine: Orta Koridor, Lojistik ağlar, Savunma sanayi iş birlikleri gibi alanlarda Türkiye’yi potansiyel bir ortak olarak görüyor.
Ancak Ankara’nın Batı ile gerilimli, Doğu ile ise tam güven vermeyen çizgisi, Hindistan açısından Türkiye’yi yüksek riskli ama vazgeçilmez olmayan bir aktör haline getiriyor.
Bu da Türkiye’yi, AB–Hindistan hattında opsiyonel ülke konumuna itiyor.
ABD, Türkiye’yi bu hatta dâhil bir aktör olarak değil; kontrol edilen, sınırlandırılan, gerektiğinde baskılanan bir alan olarak okuyor.
AB–Hindistan yakınlaşmasına sessiz kalan Washington, Türkiye’nin bu sürece aktif katılımına ise mesafeli. Çünkü Türkiye masaya oturursa, ABD’nin kurduğu askerî ve ticari denge pazarlık konusu olur.
İşte tam da bu nedenle Türkiye, küresel projelerde çoğu zaman “geçiş ülkesi” olarak tanımlanıyor; karar ortağı olarak değil.
Türkiye açısından mesele şurada düğümleniyor: Gerçekten bağımsız bir ticaret ve güvenlik stratejisi mi hedefleniyor? Yoksa bloklar arasında savrulurken “idare eder” bir denge mi korunuyor?
AB–Hindistan hattı, Türkiye için bir uyarı aynasıdır.
Bu hatta çağrılmayan Türkiye, şunu görmelidir: Güçlü coğrafya yetmez, Güçlü kurumlar gerekir. Askerî kapasite yetmez, Öngörülebilir devlet aklı gerekir.
Evet, kapı tamamen kapanmış değil.
Ama Türkiye davet edilen değil, kendini davet ettirmesi gereken bir konumda.
AB–Hindistan hattı genişlerken Türkiye ya: kendi oyununu kuran bir aktör olacak, ya da başkalarının oyununda taşınan yük olarak kalacak.
Yeni dünya düzeninde mesele şudur:
Türkiye, yalnızca geçilen bir ülke mi olacak,
yoksa yön belirleyen bir ülke mi?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca dış politikayı değil;
Türkiye’nin devlet olma iddiasını da belirleyecek.