31 Mart yerel seçimler için geri sayım başladı. Ortalık yeni yeni ısınmaya başladı. Ancak, öncesinde birçok siyasi partide aday adaylık süreci sancılı geçti.
Oysa yerel seçimin hazırlıkları için, başlangıç tarihi 28 Mayıs’ın akşamıdır. 10 aylık süre sonunda sandık seçmenin önüne gelecek ve sonuçlar neyin ne olduğunu gösterecek.
Adalet ve Kalkınma Partisi, yeni yerel seçim için yola çıktıklarının mesajını verirken, Cumhuriyet Halk Partisi kurultay çekişmesi sebebiyle bu yolculuğa geç başlamış oldu.
Hem genel seçimin hem de CHP kurultayının ortaya çıkardığı tablo sebebiyle aslında tartışmalar yerel seçimlerle ilgili olmamış siyasilerin gündemi farklı konulara evrilmişti.
Bir kez daha seçim zaferi yaşayan AK Parti, İstanbul ve Ankara’ya odaklanmış, genel başkan değişikliği yaşamış CHP’de ise değişim örgütte şaşkınlığa yol açmıştı.
MHP Cumhur İttifakı’nda kalırken, İYİ Parti eğreti oturduğu altılı masayı 29 Mayıs sabahı dağıtmıştı. Yeni adıyla gizli ortak DEM Partisi Millet İttifakı’nda “Uzlaşı” kılıfıyla tutunma çabası içine girerken DEVA, Gelecek ve DP ise masaya dahil edilemeyecekleri zannıyla arayışlar içine girmişti. Zafer ve Millet partileri de bir üçüncü yol denemesine girdi. Türkiye İşçi Partisi de, bir başka stratejiye döndü. Yeniden Refah Partisi ise 14 Mayıs’tan cesaret alarak müstakil olmak istedi. Hemen her partide yeni stratejiler gelişti.
Siyasi partilerde bu savrulmalar, siyasetçiye de sıçradı. Kuruluş felsefesine denk düşmeyen partilerin yapay birliktelikleri birkaç olayla bozulurken, beraberinde getirdiği travmalar en çok siyasetçinin kafasını karıştırdı. Odağında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olduğu, onun yanında veya karşısında olmak adına üretilen siyasetler, siyasetsizliğin bir ifadesi oldu. Her parti gelecek için yeni yol haritaları çizmeye çalışıyor. Başta iktidar partisi olmak üzere tüm partiler yaptıklarının doğruluğuna inanırken, partilisine neler olduğunu göremiyor.
Görünen o ki; -aday gösterilmediği için bizden koptular- diye izah edilemeyecek bu yer değiştirmelerin temel nedeni ıskalanan değerlerdi. Gerek parti felsefesine aykırılığı, gerekse partiye hakim güçlerin sahiplenmesini kabullenemeyen siyasetçiler zorunlu olarak ve tepkili bir şekilde yer değiştiriyorlardı.
Bugünden 31 Mart akşamını görmek çok zorlaştı. O kadar ki; anketlerin ne kadar doğru olmadığı daha iyi anlaşılacak. Çünkü, savrulan siyasetçi gibi seçmen de savruluyor. Partilerde ve siyasetçilerde bu savrulmaları gören seçmen de aynı davranmaya başladı.
Sahada nabzını tuttuğum seçmen, sadece yerel seçimde aday için tek bir partiye veya tek bir isme oy vermeyecek. Öyle ki; oy pusulasında birkaç partiye mühür basacak. Partisine kızan, küsen, gönül bağı -ekonomik sebepleri de beraberinde tutarak- zayıflayan seçmen o gün sandığa gitmeyecek.
Kazanan adaylar küçük farklarla seçim kazanacak. Partilerde oranlar çok değişecek. İştirak düşük olacak. Sonuçlar herkesi şaşırtacak.
Bu durumu sandığa 10 gün kala bazıları daha bariz görecek ama tren kaçmış olacak.
Bu savrulmalar Türk siyasetini başka bir yerlere götürür mü? Onu da 1 Nisan’dan sonra tartışırız.