
İzmir, rüzgâr enerjisi alanında son yıllarda kaybettiği üretim ivmesini yeniden kazanmaya hazırlanıyor. Özellikle türbin kanadı üretiminde yaşanan duraksamanın ardından yeni yatırımlar ve üretim hamleleri, kentte bozulan moralleri yeniden yükseltiyor.
Son iki yılda dört önemli fabrikanın kapanmasıyla İzmir’de türbin kanadı üretimi neredeyse sıfır noktasına gelmişti. 2024 Nisan ayında Bergama Organize Sanayi Bölgesi’nde faaliyet gösteren LM Wind Power’ın üretimi durdurmasının ardından, TPI Composites’in İzmir Serbest Bölgesi (İZBAŞ) ve Çiğli Sasalı’daki tesisleri ile Enercon bünyesindeki Aero Rüzgâr’ın Ege Serbest Bölgesi’nde 25 yıldır faaliyet gösteren fabrikasının kapanması sektörde ciddi bir boşluk yaratmıştı.
Bu süreçte ilk somut adım, Alman sermayeli Nordex’ten geldi. Şirket, İzmir Serbest Bölgesi’nde bulunan ve Avrupa’nın en büyük kanat üretim tesislerinden biri olan eski TPI fabrikasında Nisan ayı itibarıyla yeniden üretime başladı.
Öte yandan Çinli Goldwind’in, Çiğli Sasalı’daki eski TPI fabrikasını kiralamaya hazırlandığı; Bergama OSB’deki eski LM Wind Power tesisinin ise Enercon tarafından yeni üretim üssü olarak değerlendirildiği belirtiliyor. Çin merkezli bir diğer büyük üretici Dongfang’ın da yatırım planlarında İzmir’in öne çıktığı ifade ediliyor.
Enerji Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (ENSİA) Yönetim Kurulu Başkanı Elvan Aygün Anbar, kentteki gelişmeleri değerlendirerek kapanan fabrikaların ardından bozulan morallerin yeniden toparlanmaya başladığını söyledi.
İzmir’in yalnızca kümelenme başarısıyla değil, 2 bin 307 megavatı aşan rüzgâr enerjisi kurulu gücüyle de “Türkiye’nin rüzgâr başkenti” konumunda olduğunu vurgulayan Anbar, yaklaşık 30 yıllık birikimle oluşan bu yapının korunması gerektiğine dikkat çekti.
Türkiye’nin rüzgâr enerjisinde iddialı büyüme hedefleri bulunduğunu hatırlatan Anbar, mevcutta 16 bin megavat seviyesinde olan kurulu gücün 2035 yılına kadar yaklaşık üç kat artarak 45 bin megavata ulaşmasının öngörüldüğünü belirtti.
Bu büyümenin yerli ekipman üretimiyle desteklenmesinin kritik olduğunu ifade eden Anbar, türbin kanadı üretiminin hem katma değer hem de Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) projeleri kapsamında verilen yerlilik taahhütleri açısından stratejik önem taşıdığını kaydetti.
İzmir’in rüzgâr enerjisi alanında yalnızca tesisleriyle değil, yetişmiş insan kaynağıyla da öne çıktığını dile getiren Anbar, kanat üretim tesislerinin sektöre özgü yapıları sayesinde yeniden devreye alınmasının yatırımcılar açısından zaman kazandırdığını ifade etti.
Kentin coğrafi konumu, liman altyapısı ve ihracat potansiyeliyle yatırımcılar için cazibesini koruduğunu belirten Anbar, bu avantajların yeni yatırımların önünü açtığını söyledi.
Öte yandan sektörde yaşanan kapanmaların temel nedenlerinden birinin yüksek işgücü maliyetleri olduğuna dikkat çeken Anbar, finansmana erişimin zorluğu ve yüksek faiz ortamının da yatırım kararlarını olumsuz etkilediğini vurguladı.
Türkiye’de döviz bazında işçilik maliyetlerinin birçok Avrupa Birliği ülkesinin üzerine çıktığını belirten Anbar, bu durumun rekabet gücünü zayıflattığını ifade etti.
Türkiye’nin rüzgâr enerjisi ekipman üretiminde önemli bir potansiyele sahip olduğunu kaydeden Anbar, özellikle deniz üstü (offshore) türbin kanatları alanında yeni fırsatların değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, mevcut sanayi altyapısının korunmasının kritik önem taşıdığını sözlerine ekledi.